Roland Bartes’ın büyülü kaleminden Eyfel Kulesi

Ahmet Hamdi Tanpınar, dostlarına Paris’ten yazdığı mektuplarda, bu seyahatten duyduğu heyecanı kelimelerine de yansıtır. Paris’in sokaklarında gezerken karşısına her yerde çıkan Eyfel kulesinden rahatsız olmuş olmalı ki, Adalet ve M. Ali Cimcoz’a yazdığı mektupta “Şu Eiffel kulesi olmasa belki daha rahat olacağım, kule, o köpoğlusu her taraftan karşıma çıkıyor, beni şaşırtıyor.” diye söyler. Tanpınar da tıpkı Maupassant gibi, Eyfel’in varlığından rahatsızdır.

Fransız yazar Roland Barthes ise “Bir Deneme Bir Ders: Eiffel Kulesi ve Açılış Dersi” adıyla bir araya getirilen metinlerinde, Eyfel kulesini, bir göstergebilimci ve deneme ustası olarak, kelimelerle adeta yeniden inşa eder. Aşağıda bu çok özel metinden bazı pasajlar yer almaktadır:

“Hiç sevmediği halde sık sık öğle yemeği yermiş Maupassant Kule’nin lokantasında: Paris’te onu görmediğim tek yer burası dermiş. Gerçektende Paris’te Kule’yi görmemek için olağanüstü önlemler almak gerekir; hangi mevsim olursa olsun, sisler, alacakaranlıklar, bulutlar arasında, yağmurda, güneşte hangi noktada olursanız olun Kule oradadır; öylesine girmiştir ki gündelik yaşama, bundan sonra artık Kule için özel bir nitelik yaratmamız olanaksızdır, sadece varlığını sürdürmekte inatçıdır o, taş gibi ya da ırmak gibi; tıpkı anlamı pekâlâ sınırsızca sorgulanabilen ama varlığı tartışılamayan bir olgu gibi gerçektir o.”

 

“Peki, Eiffel Kulesi niye ziyaret edilir ki? Asıl nesnesi olmaktan çok billurlaştırıcısı olduğu bir düşe katılmak için hiç kuşkusuz (zaten özgünlüğü de burada yatmaktadır). Kule, seyredilecek sıradan bir görüntü değildir; Kule’ye girmek, tırmanmak, Kule’nin geçitleri çevresinde konuşmak, hem daha basit bir biçimde hem de derinlemesine olarak, bir görünüm’ün içine girmektir ve bir nesnenin (ama ajurlu bir nesnenin) içini keşfetmektir, turistik nitelikli riti, bakışın ve kavrayışın serüvenine dönüştürmektir.”

“Kule, Paris’e bakmaktadır. Kule’yi ziyaret etmek demek, Paris’in belli bir özünü algılamak, anlamak ve onun tadını çıkarmak için balkona çıkıp oturmak demektir. Burada da Kule özgün bir anıttır. Genellikle dam köşkleri [cihannümalar] doğaya tepeden bakış noktalarıdır, doğanın öğelerini, sularını, vadilerini, ormanlarını ayakları altında tutarlar; öyle ki, ‘güzel görünüm’ turizmi, hiç kuşkusuz doğacı bir mitoloji içerir. Kule’ye gelince, o, doğaya değil de kente bakar; bununla birlikte Kule, ziyaret edilen bakış noktası konumundan dolayı, kenti bir tür doğa haline getirir; insanların karıncalar gibi kaynaşmasından peyzaj oluşturur, çoğunlukla karanlık kent mitine romantik bir boyut, bir uyum bir hafiflik katar…”

 

“Tarihsel açıdan Kule, tek bir beynin fantezisinden anarşik biçimde fırlamış beklenmedik bir başarı değildir. Yüzyılın daha o zamanlar ‘1000 ayaklık’ (bu tam olarak Eiffel Kulesi’nin yüksekliğidir) bir kuleyi düşlediğini her fırsatta gördük. Kule’nin doğmasına neden olan şey yine de, son derece somut teknik bir durumdur. Yani mimarlık alanında demirin ön plana çıkışıdır.”

“Kule de bir köprüdür, biçimi de atılımı da, maddesi de aynıdır, sanki Eiffel yatay köprüler ve kemerli köprüler dizisini alışılmamış bir sonuncu köprü ile taçlandırmış gibidir: Ayakta duran bir köprüdür bu, yeri, kenti göğe bağlayan bir gök, tanrının katı değil, yüzyıldan daha kısa bir süre sonra uçak ve uzay gemisinin insana özgü kılınmış uzamı olacak bir göktür. Bu köprü, dimdik olarak Paris’in öbür köprüleri arasına katılır ve Apollinaire’in deyişiyle onların sürüsünü güder.”

“Eiffel devrimci nitelikte bir kurgu tasarlamıştı: Her şey önceden, milimetresine kadar diyebileceğimiz biçimde hesaplandı: Her parçanın boyutları, deliklerin delinme ölçüleri (logaritma hesabı yardımıyla), hatta dahası, işçi, en güvenli durumda ve büyük rahatlık içinde hareket edip çalışabilsin diye, parçaların yerleştirilmesi için gerekli bütün geçici desteklerin cinsi ve yeri önceden hesaplanmıştır. Görüldüğü gibi bu da, tahminin zaferi (tam bir zaferdir, çünkü Kule hiçbir kazaya yol açmamıştır) olmuştur. Böylece insan zihni, gücünü yalnızca madde ve doğa üstünde değil ama mantıksal nitelikli bir ince işlemler dizisi olarak kabul edilen zaman üstünde de kanıtlamış oluyordu.”

Kaynaklar

Roland Bartes, “Bir Deneme Bir Ders: Eiffel Kulesi ve Açılış Dersi”, (Çev: Mehmet Rıfat- Sema Rıfat) Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2008.

Zeynep Kerman (Haz.), “Tanpınar’ın Mektupları”, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2013.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.