Ölümünün 70. yılında Sabahattin Ali ve cinayetinin aralanamayan sır perdesi

1907’de Gümülcine’de doğan, aydın kimliği ve muhalif kişiliğiyle tanınan ve halkın özgürlüğü için savaşan bir yazardı Sabahattin Ali. Yazdıklarının günümüzde de güncelliğini koruması, onun büyük bir yazar olduğunun göstergesidir. 2 Nisan 1948’de vahşi bir cinayete kurban giden Sabahattin Ali’nin dünyadan erken göçmesiyle, insanlık büyük bir değerini de kaybetti.

Görüşleri nedeniyle birçok kez hapishanelerde ve sürgünlerde ömrünün çoğunu geçirse de  “Kuyucaklı Yusuf’”, “Sırça Köşk” gibi en önemli edebi eserlerini bu süreçlerde yazdı. Bugün ölümünün 70. yılı olan usta yazarının cinayetinin arkasındaki sır perdesi de tam olarak aydınlatılmış değildir.

Sabahattin Ali, 40 yaşındayken Üsküdar Paşakapısı cezaevinde yattığı sıralarda koğuş arkadaşı Bulgaristan göçmeni berber Hasan ve onun tanıdığı, kaçakçılık suçundan astsubaylıktan atılmış Yugoslav göçmeni Ali Ertekin’le yurt dışına kaçmak için anlaştı.

Sabahattin Ali, tahliye edildiği sıralarda yurt dışına çıkabilmek için, hapishanede tanıdığı berber Hasan’ın Edirnekapı’daki dükkânına gitti. Yardımcısı Salih’in sürdüğü kamyonla, berber Hasan ve Ali Ertekin’in kendisini beklediği Edirnekapı’ya gittiler.

Lüleburgaz’da verilen molada Sabahattin Ali, kamyon şoförünü Kırklareli’ye gönderdi ve Ali Ertekin’le birlikte Sazara ve Hedye’ye doğru yola yaya olarak devam etti. Ertekin oraların Bulgar köyleri olduğunu söyledi. Sabahattin Ali, Bulgaristan’da olduklarına inanarak hazırladığı pusulayı Ertekin’e verdi. Sonra, Ertekin ve yanındaki iki adam yazara saldırıp etkisiz hale getirerek onu Kırklareli’ndeki karanlık bir hücreye götürdüler. Sabahattin Ali, orada yoğun bir işkence ve sorgulamaya maruz kaldı.

İşkence sürecinden sonra yazar tekrar etkisiz hale getirildiği yere götürüldü. Sabahattin Ali, 2 Nisan 1948’de, 41 yaşındayken, Ali Ertekin tarafından kafasına sopayla vurularak insanlık dışı bir şekilde öldürüldü.

Sabahattin Ali’nin cesedini, 16 Haziran 1948’de Kırklareli Üsküp yakınlarında koyunlarını otlatan Çoban Şükrü buldu ve jandarmaya haber verdi. Soruşturma sonucunda polis, kaçakçılıktan sabıkalı Ali Ertekin’i yakaladı. Ali Ertekin, Sabahattin Ali’yi vatan haini olarak gördüğü için, “milli hislerinin” etkisi altında öldürdüğünü itiraf etti. Ali Ertekin’in “milli istihbaratın” elemanı olduğu ortaya çıktı ve hafifletici sebeplerle dört yıllık ceza ile kurtuldu.

Yazarın kızı Filiz Ali, babasını anlatan “Filiz Hiç Üzülmesin” adlı kitabında; “Babamı kitap okurken öldürüp (kim öldürdüyse) Kırklareli’nin Üsküp nahiyesine bağlı Hedye köyü yoluna elli metre mesafede orman içindeki çatağa öylece bırakan katil veya katiller, aylarca sonra bulunan tanınmaz haldeki bu cesede bir mezarı bile çok gördüler. Kemikleri bir torbaya koyulup oradan oraya teşhis için dolaştırıldı. Gömüldüğü yerden çıkarılarak tekrar incelendi. Sabahattin Ali’nin canını almak yetmedi, ölüsünü de rahat bırakmadılar bu gözü dönmüş vampirler ve dünyada hiç iz bırakmasın diye kemiklerini bile yok ettiler.”

Ölümünden yetmiş yıl sonra bile yazdıklarının güncelliğini koruması, evrenselliği, okurlarını etkilemeye devam ediyor ve gelecekte de etkilemeye devam edecektir. Eserleri, dünyadaki tüm büyük yazarlar gibi ölümsüzleşmiştir.

 

Kaynak: Edebiyatist Dergisi, Sayı 16

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.