Maradona’nın sistemle mücadelesi

Maradona, oynadığı takımlara getirdiği katma değerle, şüphesiz ki dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusudur. Nitekim FIFA’nın bu amaçla düzenlediği “asrın futbolcusu” internet oylamasında,  Maradona’nın yüzyılın en başarılı futbolcusu olduğu açık ara ile tescillemiştir.

Fakat Marodona’nın futbol anlayışı ile futbolcuların “uyumlandırıldıkları” profesyonellik anlayışı arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Galeano, futbolun Donkişotu olan Maradona’nın sistemle mücadelesini şu sözlerle resmetmektedir:“1986’da Meksika’da ve 1994’te Amerika Birleşik Devletleri’nde futbolcuları öğle vakti kızgın güneşin altında oynamaya mecbur eden televizyonun mutlak hakimiyetinden devamlı olarak yakınmış ve çalkantılı futbol hayatı boyunca belki de bin kez söylediği sözlerle arı kovanına çomak sokmuştu. Gerçi, tek asi futbolcu o değildi, ama çekilmez sorularla uluslar arası boyutlarda yankı uyandıran tek ses onunkiydi: Uluslararası İş Hukuku’nun kuralları neden futbolda uygulanmıyordu? Bir sanatçı sunacağı gösterinin her ayrıntısını biliyordu da, futbolcular çok uluslu futbolun muazzam servetinin gizli hesaplarını neden bilmek zorunda değillerdi? Havalenge başka işleriyle meşgul olduğu için bu sorular karşısında suskun kalmayı tercih ediyordu. Hayatında ayağı bir kez olsun topa değmeyen, ama Zenci şoförlerin sürdüğü sekiz metrelik Limuzinlerden inmeyen FIFA’nın tanınmış bürokratı Joseph Blatter ise bu sorulara şu sözle karşılık verdi: ‘Arjantin’in yetiştirdiği son as futbolcu Di Stefano’dan başkası değildir.’”

 

“İnsanların artık benim mutluluk ya da öpücükler dağıtan bir makine olmadığımı bilmeleri gerekir…kimileyin kötü oynamak benim de hakkım.”diyen Maradona zengin uluslardan çok, yoksullara çekici gelmiştir. Futbol romantiklerinin kalbi Maradona ile çarpsa da onun varlığı endüstriyel futbol için potansiyel bir tehlike olarak kabul edilmiş, oyunun dışına sürüklenmiş ve hatta 2002 Dünya Kupasını seyretmesine bile binbir güçlükle izin verilmiştir.

FIFA’ya karşı sert ve hırçın üslubuyla dikkat çeken Maradona, asla Pele gibi, bir “rol model” olmamış, buna karşılık tüm yeteneğine, karizmasına ve oynadığı takımlara yaptığı olağanüstü katma-değere -Arjantin’e Dünya Kupasını, Napoli gibi sıradan bir takıma da Avrupa ve İtalya  şampiyonluklarını adeta tek başına getirmişti- rağmen, hiçbir zaman bir futbol seçkini olarak kabul edilmemiştir. Bu durumun en görünür olduğu yer, FIFA’nın 2000 yılında düzenlediği “asrın oyuncusu” ödül törenidir.

Bu yarışmada FIFA, daha fazla oyu almasına rağmen, onunla birlikte anlaşılmaz bir şekilde, oylamada ikinci olan Pele’yi de asrın oyuncusu olarak seçerek, bu tercihini tescillemiştir. Internet oylamasında Maradona yüzde 53.6 oranında oy alırken Pele’nin oyları ise yüzde 18.53 civarında kalmış, bunun üzerine öncesinde bir kişiye verilmesi beklenen “asrın oyuncusu” ödülü, alelacele ikisine de paylaştırılmıştır. Maradona tepkisini, ödülünü aldıktan sonra Pele’nin ödül anını beklemeden salonu terk ederek göstermiş ve ardından yaptığı açıklamalarda futbolun en iyisinin gerçekte kendisinin olduğunu ifade ederek bir kez daha FIFA’nın başına dert olmuştur.

Profesyonelliğin  “gereklerini”  yerine getirmeyi reddeden Maradona, profesyonel futbolun en etkin gücü olan FIFA tarafından görmezlikten gelinmeye çalışılmaktadır. Maradona’nın hataları da çok fazlaydı şüphesiz; ama en büyük hatası yeteri kadar “profesyonel”  olmamaktı.

Kaynak: Eduardo Galeano,  “Gölgede ve Güneşte Futbol”, (Çev: Ertuğrul Önalp – Mehmet Necati Kutlu), İstanbul: Can Yayınları, İstanbul, 1998. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.