Ercan Kesal: “Tarih, zalimlerle mazlumların mücadelelerinin tarihidir.”

Zorlu yolların adamıdır Ercan Kesal. Hayatın daha yaşanabilir olmasının zor yollardan geçtiğini bilir ve bu uğurda mücadele etmekten asla kaçınmaz. Asıl mesleği doktorluk olan Kesal, senaristlik, oyunculuk ve yazarlıkta sanat dünyasına önemli katkılar yapmıştır. Aslında kitabında da Kesal, okurlarını her şeye rağmen umutlu olmaya yönlendiriyor, dünyanın tüm kötülüklerinin farkında olarak… Ercan Kesal ile söyleşilerden oluşan kitaptan seçtiklerimiz:

“Yazdıklarım kendimden başkası değil. İnsan zaten başka türlüsünü de yapamaz bence. Dünyanın yeterince berbat ve giderek daha berbat olduğunu, insanların da ‘en bayağı olanla en kutsal olanı aynı anda içlerinde taşıyabilecek yetenekte’ olduklarını anlayacak yaşlardayım. Bütün bunları bilerek umut etmeyi ve yaşama sarılmayı tercih ediyorum. Üstelik bunun daha zor bir tercih olduğunu bilerek. Keşke ‘Budala’daki Mişkin kadar iyimser ve coşkun olabilseydim. Umutsuz ve kötümser bir dünyaya inanmanın getirdiği can sıkıntısının, insanı hayvana çevirebileceğini iddia eden Dostoyevski gibiyim. Romantik olmaktan vazgeçmeyeceğim.”

“Hepimiz, birbirine çok benzeyen bireyler hâline getiriliyoruz. Tek işlevimiz var: Tüketmek. Bütün dünyanın canına okuyan bir düzenden, kapitalizmden bahsediyorum. Onların gözünde insan da değiliz galiba. Sadece tüketen canlılarız. Farklılıklarımızı fark etmemizdir aslında itiraz etmek. İtiraz ettiğimiz zaman yeni renkler ortaya çıkar. Bizse sadece siyah ve beyazın olduğu yerlere doğru götürülüyoruz. İtiraz etmek kıymetlidir; insanın özsaygısıyla alakalı bir şeydir. Sessizce kabul etmek bence bu dünyayla iletişimini kopartmış ve artık bu dünyayla meselesi kalmamış insanlara ait bir tavır.”

“Tarih, zalimlerle mazlumların mücadelelerinin tarihidir. Adil insan, itiraz eden, haksızlığa karşı çıkan, mazlumun yanında duran insandır. Bunun için kaybetmeyi göze alan, bedel ödemekten çekinmeyen insandır. Bu kavramların adı, şimdilerde pek para etmese de haysiyet ve onurdur. İnsanın vicdanı ise başını koyacağı en yumuşak yastıktır.”

“İnsanlık tarihi, toplumsal mücadeleler tarihidir. Zalimler hep olmuş tabii ki ama Spartaküsler de hiç bitmemiş. Prometheus da, Sosriko da, Deniz Gezmiş de… 13. yüzyılda Moğol istilasını da, büyük kaçgunluğu da yaşamış bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bakın şimdi; ne Timur kalmış, ne Cengiz… Ama Hacı Bektaş-ı Veli duruyor, Ahmet Yesevî duruyor, Ahi Evran duruyor… Zulüm ile abat olanın akıbeti hep berbat olmuş çünkü. Bu misal bile tek başına umut etmeye değer.”

 

“Herkesin yaşanan her şeyle ilgili sorumluluğu var. Susmak, itiraz etmemek, görmezden gelmek bile suçluluk duygusu için yeterlidir. Yok saymak, karşı çıkmamak, sessizce izlemek çağın hastalığı. Kısır bir döngünün içindeyiz ve bu durum toplumlara insanlık dışı bir varoluş dayatıyor. İnsanların uğruna acımasızca kavgaya tutuştukları sorunlar din, dil, ırk, sınır, mezhep gibi kavramlar olmamalı. İnsanlığın ortak meseleleri aslında aşk, coşku, keder, sevinç, umut ya da umutsuzluk gibi kavramlar değil midir?”

“Vicdanın tam karşılığı var mı yabancı dillerde, bilmiyorum. Olmayabilir… Çünkü içinde tek başına tarif edilemeyecek bir sürü şey var. İyilikle, sadece iyi olmakla açıklanabilecek kadar basit değil. Belki suçluluk var biraz içinde, keder var, öfke var, ümit var, diğerkâm olmak var. Bütün bunlar nasıl bir araya geliyor diye düşündüğümüzde onun mutlaka bellekle, zamanla ilişkisini kurmak zorundayız. Kendi adıma şunu söyleyebilirim: Evet, unutmayı reddediyorum. Her seferinde belleğime, geçmişime dönüp bakıyorum ve onlar, orada birikenler her seferinde kendini yeniden hatırlattığı için bu vicdan denen hassasiyet bende hiç eksilmiyor.”

Cihan Kaya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.