Can Kozanoğlu’nun kült kitabı:  Bu Maçı Alıcaz’dan seçmeler

Türkiye’de futbola sosyolojik bakışın önemli yapıtaşlarından biri olan Bu Maçı Alıcaz’da Can Kozanoğlu harika anektodlarla, futbol, toplum ve iktidar ilişkilerini sorguluyor. 

Profesyonelliğin ilk yıllarına göre çok şey değişmiş. Beşiktaş Ankara’da Harbiye’ye karşı karşı ilk yarıyı 3-0 mağlup kapattığında, Baba Hakkı “biletleri yırtarım, İstanbul’a Dönemezsiniz” demiş, futbolcular da kaptanın gazıyla maçı kazanmışlar; hatta Çengel Hüseyin arada bir futbolcu dövermiş bile…Beşiktaş şimdi de Ankara’da 3-0 mağlup kapattığında bir ilk yarıdan sonra maçı 5-3 kazanabilir. Bu galibiyet pirimi motivasyonuyla da olabilir, “Beşiktaş kazanmalı” hırsıyla da. Atom Karınca Rıza “asarım, keserim, hepinizi kovalarım” diyemez. Biletleri yırtmaya kalkışamaz. Yalnızca takım arkadaşları olsa yine çok küçük ihtimal de , mesai arkadaşlarına bunu yapamaz.

80’li yılların sonunu genişledikçe genişleyen bir futbol gündemiyle ve inanılmaz “taraftarlaşma” süreciyle kucaklayan Türkiye’de kaç yalnız adam bekliyor tarafsız futbolsever cephesini? Hepsini toplasanız bir kale arkası tribününün yarısını ya doldurur ya doldurmaz.

FİFA’nın elitleştirme programı…Her şeyin şirketler üzerinden hem de “tüm yollar mübah” mantığıyla çalışan şirketler üzerinden topun çevresinde değil paranın çevresinde döndürüldüğü, yani şu hafta içi çalışma ortamına çok benzediği bir dönemde, saha içi düzen de aşırı sistematize edilince , özellikle sanayileşmiş ülkelerde seyirci erozyonuna uğrandı. Hafta içiyle hafta sonu arasında fark kalmamıştı artık. Üstelik transferlerin pompalanmasıyla artan giderler, bilet fiyatlarını da tırmanışa zorluyordu. O zaman futbolu , elit insanların büyük paralar verip , yumuşak koltuklara yayılarak, rahatsız edilemeden seyredecekleri bir spora dönüştürmek gerekiyordu. FİFA’nın tüm statları koltuklandırma , güvenlik önlemlerini arttırma , olayları abartma ve göze batan garibanları statlardan uzaklaştırma taktiğinin altında yatan mantık bu.

Türkiye’de klüplerle devleti birbirinden ayırmak imkansız gibi. 30’lı yılların sonunda , tüm sporcular “tek parti”ye üye oluyor. Milli şef döneminde bazı kulüpler bizzat “devlet ricali” tarafından yönetiliyor. Demokratlar da ya kendileri yönetiyor ya da her mahalledeki milyonerleri kulüplere dağıtıyor. Bu hikaye böylece sürüp gidiyor. Devlet hangi dönemde hangi kesime koltuk çıkıyorsa, futbolda onlar söz sahibi oluyor. Öylesine ki, 1980 sonlarında bazı kulüplerin yönetim kurulu masalarında hayali-gerçek ihracatçılarla polis şefleri yan yana oturuyor. Federasyon zaten her zaman devletin elinde.

Profesyonel futbolcunun amacı iyi para kazanmaktır ama futbolun dini imanı para değildir, futbolcunun da dini imanı para değildir. Hele yetişme çağının hevesli rüyalarındaki futbolculuk, parayla ölçülecek bir şey hiç değildir. Futbol servet yerine birine iyi kazanç ve güvence vaat ettiği zaman da binlerce pırıl pırıl topçumuz olacak. Hem insanları “her yol mübah” testeresiyle futboldan soğutanlar da futbolcular değil zaten, başkaları.

Kaynak

Can Kozanoğlu, Bu Maçı Alıcaz, Kıyı Yayınları, 1990

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.