Stephan Covey’in çok satan kitabı: Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı

Kişisel, mesleki ve ailevi sorunların çözümünde ilke merkezli bir yaklaşım benimseyen Stephan R. Covey etkili insanların 7 alışkanlığını şöyle belirlemiş: Proaktif ol!, sonunu düşünerek işe başla,önemli işlere öncelik ver, kazan & kazan diye düşün,önce anlamaya çalış, sonra anlaşılmaya, sinerji yarat! ve baltayı bile. Bu tüm dünyada çok satan kitaptan bazı alıntıları sizler için derledik:

İnsan düşlediği ve inandığı her şeyi gerçekleştirebilir.

Erişeceğiniz yüksekliği tavrınız belirler.

Adsız Alkolikler’in (Alcoholics Anonymous) duasının içeriğine biz de katılıyoruz: “Tanrım, bana değişebilecek ve değiştirilmesi gereken şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştirilemeyecek şeyleri kabullenmek için huzur, aradaki farkı anlamak için de bilgelik ver.”

Thoreau’nun dediği gibi: “Kötülüğün yapraklarını kesen her bin kişiye karşılık, ancak bir kişi köküne saldırır.” Biz de yaşantımızda çok önemli değişiklikler yapmak istiyorsak, o zaman tutum ve davranışımızın yapraklarını kesmekten vazgeçerek kökler üzerinde, yani, tutum ve davranışlarımızın kaynağı olan paradigmalar üzerinde çalışmalıyız.

Bize zarar veren, başımıza gelenler değil, onlara gösterdiğimiz tepkidir.

Sorunu görüş biçimimiz, sorunun kendisidir.

Eleanor Roosevelt’in dediği gibi, “İzniniz olmadıkça kimse size zarar veremez.” Ya da Gandi’nin dediği gibi, “Biz kendi elimizle teslim etmedikçe, onlar özsaygımızı alamaz.” Bizi başımıza gelenlerden daha fazla inciten şey, bunların olmasına isteyerek izin vermemiz, razı olmamızdır.

Kendi koşullarını kabullenip sorumluluğunu üstlenecek kadar alçakgönüllü ve bu zorluklar arasından sıyrılıp yaratıcı bir çözüm bulmak için gereken inisiyatifi ele alacak kadar yürekli birini gösterin bana, ben de size seçim yapmanın üstün gücünü göstereyim.

Başarılı insanların, başarısızların hoşlanmadığı şeyleri yapmak gibi bir alışkanlıkları vardır. Onlarda bu işlerden hoşlanmıyor olabilirler. Ancak hedefe varma arzularının gücü, hoşnutsuzluklarını yener.

İster postacı, ister berber ya da sigortacı veya ev kadını, ister başka bir şey olun, bu durumu değiştirmez. Başkalarına hizmet ettiğinize inandığınız sürece işinizi iyi yaparsınız. Amacınız yalnızca kendinize hizmet etmekse, işi daha kötü yaparsınız. Bu, yerçekimi kadar kaçınılmaz bir yasadır.

Sonuçta, Marilyn Ferguson’un dediği gibi: “Kimse bir başkasını değişmesi için ikna edemez. Hepimiz, ancak içeriden açılabilen bir değişim kapısında nöbet bekleriz. Bir başkasının kapısını, tartışarak ya da duygularına seslenerek açamayız.”

Giderilmiş gereksinimler motivasyon işlevi görmez. Motivasyonu sağlayan, sadece karşılanmamış gereksinimlerdir ve bir insanın, fiziksel yaşamını sürdürme isteğinden sonraki en büyük gereksinimi psikolojik canlılıktır; yani anlaşılmak, onaylanmak, takdir edilmektedir.

Yöneticilik, işleri doğru yapmaktır. Liderlik ise doğru olanı yapmaktır.

Yöneticilik, başarı merdivenini tırmanma becerisidir; liderlik ise merdivenin doğru duvara dayalı olup olmadığını belirler.

Bir pazar sabahı New York metrosunda başımdan geçen küçük çaplı bir paradigma değişimini hatırlıyorum. Herkes sessizce oturuyordu. Birtakım insanlar gazete okuyordu, bazıları düşüncelere dalmış, bazıların da gözlerini kapatmış, dinleniyordu. Sakin ve huzurlu bir ortamdı.
Sonra birdenbire, bir adam çocuklarıyla birlikte vagona bindi. Çocuklar o kadar yaramaz ve gürültüsüydü ki, hava birdenbire tamamen değişti. Adam, yanıma oturup gözlerini kapattı, durumdan habersiz gibiydi. Çocuklar koşarak bağırıp çağırıyor, eşyaları fırlatıp atıyor, hatta bazı yolcuların gazetelerini kapatıyorlardı. Ama yanımda oturan adam hiçbir şey yapmıyordu. öfkelenmemek zordu. adamın, çoçukların böyle vahşice koşuşmalarına aldırmayacak ve bu konuda hiçbir şey yapmayacak, hiç bir sorumluluk üstlenmeyecek kadar duyarsız olmasına inanamıyorum. Metroda herkesin sinirlendiği belliydi. Sonunda, bana olağanüstü gelen bir sabırla ve kendimi tutarak Adama dönüp: Beyfendi, çocuklarınız birçok kişiyi rahatsız ediyor, onlara biraz daha hakim olamaz mısınız? Dedim. Adam, durumu henüz fark ediyormuş gibi bana bakarak usulca, ” Ah, çok haklısınız, bir şeyler yapsam iyi olacak. Hastaneden geliyoruz. Anneleri bir saat önce orada öldü. Ne düşüneceğimi bilemiyorum. Galiba çocuklar da bununla Nasıl baş edeceklerini bilemiyorlar,” diye yanıtladı. Birdenbire herşeyi başka türlü gördüm. Başka türlü gördüğüm için de başka türlü düşünmeye, başka türlü hissetmeye ve başka türlü davranmaya başladım…..

Başkalarının zayıflıklarına merhametle bakın, onları suçlamayın. Önemli olan, onların yapmadıkları ya da yapmaları gereken şeyler değildir. Duruma kendi seçiminizle verdiğiniz tepki ve sizin ne yapmanız gerektiği önemlidir. Sorunun “dışarıda” olduğunu düşünmeye başladığınızda, buna hemen son verin. O düşünce, sorunun ta kendisidir.

‘Yüce insanların mezarlarına baktığım zaman, içimdeki her türlü kıskançlık duygusu ölüyor. Güzel insanların mezar taşlarını okuduğumda, her türlü aşırı arzu sönüyor. Bir mezar taşında anne-babanın yasıyla karşılaştığımda, merhametten içim eziliyor.Aynı anne-babanın mezar taşını gördüğümde, kısa bir süre sonra izleyeceğimiz kişiler için yas tutmanın yararsızlığını düşünüyorum. Kralların, kendilerini tahttan indirenlere birlikte yattığını gördüğümde, yan yana gömülmüş, biribirinin rakibi olan dehaları, ya da yarışmaları ve tartışmalarıyla dünyayı bölen kutsal adamları düşündüğümde, insan türünün küçük rekabetleri , bölücülükleri ve tartışmaları bende hem hüzün hem de hayret uyandırıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.