Sokrates’in hakikat arayışı

Antik Yunan filozofu olan Sokrat (Sokrates) milattan önce 470’te Atina’da doğdu. Babası Sophroniscus taş ustası, annesi Phanarete ebeydi. Keskin zekâsı, büyüleyici konuşması, ince ironileri, pervasızlığı, savunduğu ahlâki fikirlerin yüksekliği ve hayat tarzı ile insanları etkiledi. “Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir” diyen Sokrat’ın nazarında her insan, bütün ahlâk kavramlarına doğuştan sahiptir. Kısacası onun davranışının, özellikle istihzasının ve “kendi kendini tanı” ilkesinin anlamı, her kişinin yaratılıştan basit oluşu, iyi olanın doğuştan iyi olduğu görüşünden kaynaklanmaktadır. Ona göre, kimse bile bile kötü değildir; her kötülük bilgi sanılan bir bilgisizlikten gelir. Sokrates’in ahlâkçı rasyonelliği işte budur… O, karşısındakinin sağlam zannettiği bilgileri istihza yoluyla test edip sarsan; “Doğru nedir, ne değildir, iyi ve kötü nedir?, Cesaret nedir, ne değildir?, Erdem nedir, Hakikat nedir, ne değildir?” diye sorarak, insanın sahip olduğu temelsiz ve sağlıksız bilgiyi yıkıp, sonra da asıl hakikat bilgisini (Tanrının varlığı ve ahlâk) onlara öğreten filozoftur…

Grek filozof ve ahlâkçısı Sokrat’ın felsefesinin hareket noktası “şüphecilik”tir.  Kant onu “aklın ideali”, Hegel’de, “insanlık kahramanı” olarak nitelendirir. En meşhur öğrencisi Platon’dur. “İnsanı erdemli kılan aklını iyi kullanabilmesidir” diyen Sokrat çok tanrılı halk dinini benimsemiştir; ancak o, ilahi inayet ve ilhama inanmakta, her şeyin üstünde yüce bir kudretin varlığını kabul etmekteydi. Sokrat, hayatının önemli anlarında içinden bir ses işittiğini, bu sesin kendisini şu veya bu şekilde davranması yönünde uyardığını söyler. Bu sese o, “daimonion”um der. İkaz ve ihtar eden, sıradan işlerle uğraşmaktan alıkoyup bilgeliğe yönlendiren bu ses ona göre ilahi bir sestir.

Sokrat, hayatının yüksek bir kudretin elinde olduğunu ve bu yüce kudret tarafından sevk ve idare edildiğine samimiyetle inanıyordu. Voltaire’nin deyişiyle; “Bir Tanrıdan başka Tanrı yoktur” diyen bir ahlâk kahramanıdır o… Buna rağmen yine de, “tanrılara saygısızlık ve gençleri baştan çıkarmakla”  suçlaması ile mahkemeye verilmiştir. O bu suçlamaya karşı yılmadan, korkmadan müthiş bir savunma yapmıştır. O zaman yetmiş yaşındaydı.  Af dilememiş ve mahkemenin verdiği ölüm kararını, baldıran zehirini kendisi bizzat içerek uygulamıştır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.