Sezai Karakoç’un şairâne üslȗbuyla Mevlâna

Sezai Karakoç, yaşayan en büyük şairimiz. Daha çok 20. yüzyılın aşk manifestosu Monarosa şiiri ile bilinse de her mısraı ayrı güzellikte şiirlerin şairi. Bütün şiirlerini “Gün Doğmadan” adlı kitabında toplayan Karakoç, nesirde de önemli eserlere imza attı. Mevlâna için yazdığı eser de bunlardan biridir. Mevlâna gibi bir büyük âlimi, Sezai Karakoç gibi bir başka büyük isimden okumak, bir kitap okumanın ötesinde, Türkçe’nin Mevlâna’da nasıl tecelli ettiğini görmek anlamına da geliyor. Sezai Karakoç’un şairâne üslȗbuyla Mevlâna:

“Bülbül, âşık olduğu gülün açıldığı anı merak eder, mutlaka görmek istermiş. Sabaha kadar gülün başında bekler, goncadan gözünü ayırmazmış. Gül, bir türlü açılmak bilmezmiş. Uykusunu koğar, gözünü oğuşturur, uyuyamazmış bülbül. Sabaha kadar sürermiş macera. Şafak sökerken bir an için dalan bülbül, hemen silkinir, güle bakarmış ama ne çare! Gül, bülbülün daldığı o kısacık anda açılmış bile! Böylece bülbülün açıldığı anı göremeyen bülbül, dövünmeye başlarmış. Evet, gül, bir anda açılır ama o anın gelmesi için, kapalı goncanın içinde farketmediğimiz bir kımıldanış, bir gelişme, hummalı bir faaliyet vardır.”

“Anadolu’da herkesin hayatında geniş yer tutan musiki, oyun ve şiir dünyasının anlatılacak hakikate mecra yapılması şart haline gelmişti. Mevlâna diyor ki: ‘ben şiir söylemiyorum, benim konuşmam böyledir’. Evet, yüce görev, vasıtasıyla kaynaşmış görevliyi sürekli olarak kendi havasında tutuyordu.”

“Hz. İbrahim’in istediği, kalbin inanç yönünden tatmin olması gerçeğine, adeta tasavvufun cebirini, logaritmasını bularak eren Muhyiddin-i Arabî’nin yanında, Mevlâna, petek petek geometrisini örüyor, dostlarla elele, gönül gönüle altın kemerlerin altından ebedî sevgi gülümsemesiyle geçiyordu.”

“Mevlâna, büyük görevi kendisini an an çekerken, gönlünü sınayacağı gönüle büyük özlem duyuyordu. Ateşten sınavı elbirliğiyle atlatacağı o büyük dostu arıyordu. Ufuklarda bir atlı görünür ya, savaşın en kritik anında ve birden onunla, savaşın gidişi değişir, işte onun gibi, ruhun kendini bulması gönlün saf sevgi aynası haline gelmesi savaşında (bu büyük iç savaşında) bu kez ufukta değil, kapıda, atlı değil, sade bir yolcu gibi, ‘arkadaş’ çıkıp gelecektir.”

“Şems-i Tebrizî’nin gelişi, Mevlâna’nın kendine gelişi, kendi kendini buluşudur. Gönlünün ilk silahını denediği nişan tahtasıdır. Bir yankıdır Şems-i Tebrizî. Şems-i Tebrizî ile konuşmak, Mevlâna için bir monologdur. Ayniyle Şems-i Tebrizî için de Mevlâna öyledir. İkiz ruhlardır onlar. Büyük yolculukta kader arkadaşı, kader yoldaşıdırlar. Mevlâna ve Şems-i Tebrizî, aynı ruhun iki yüzü. Bir elmanın, bir olmayan iki yarısı.”

“Mevlâna, yüce İslam ahlakını yaşayan ve yaşatan bir eren olarak, geçmiş zamanımızı şereflendiren bir ulumuzdur. (…) Mevlâna’nın kişiliği, dağlardan şelaleler yaparak inen, zaman zaman yatağının dışına taşarak akan coşkunluğunun önünde durabilecek bir engel tanımayan, zaman zaman düzgünlerde sakinleşen, durgunlaşan, sonra en beklenmedik anda kayaları sürükleyerek yarlardan aşağı yuvarlanan, sonunda ummanlaşıp ufukları kaplayan bir nehirle benzeştirilebilir belki. Divan-ı Kebir’deki gazeller ve kasideler o coşkunlukların somut örnekleridir.”

“Mesnevî’yi okumaya başlamak, onunla hemhal olmak, yıllar yılı onunla yoğrulmak, bir değişim sürecine girmek ve onu yaşamaktır. Şeyhin o büyük sohbeti ki, dinleyen, eski kimliğini içeri girerken kapıda bıraktığını hissetmektedir. Kapıdan çıkarken de adeta başka bir insan olarak çıkacaktır.”

“Bir bilinçlenme öğretisidir Mesnevî. Metafizik planlı ve konulu bir bilinçlendirme yolu. Tanrı’ya varmak, her an Tanrı’yla olduğunun farkında ve şuurunda olmak yolunu açan bir aydınlık çizgi. Çoklukta Tek olanı, eseri ve tesiriyle idrâk edip yalnız olunmadığını bilme mutluluğuna bir çağrı.”

“Mevlâna, devrinin fetret döneminde, İslâm ruhunun yaşaması için çırpınan bir pir, bir erendi. Yeniden dirilmenin sancıları için kıvrandığımız bu günde, bu en korkunç fetret gününde de, ruhu ve hatırasıyla, bir diriliş piri, ereni olarak bize yol gösteriyor, ışık tutuyor, manevî tasarrufuyla, eseri ve tesiriyle, yardımda bulunmaktan geri durmuyor.”

Kaynak: Sezai Karakoç, “Mevlâna”, Diriliş Yayınları, İstanbul, 1999.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.