Paul Auster’in Yalnızlığı Keşfi romanından 10 saptama

Türk okurların çok sevdiği Paul Auster, “Yalnızlığın Keşfi” adlı bu anı-romanında baba-oğul ilişkisine odaklanıyor.  “Görünmeyen Bir Adamın Portresi” başlıklı bölümünde, yazar, babasının ölümünden sonraki duygularını ve anılarını anlatıyor; ikinci bölüm olan “Anı Kitabı”nda ise mercek kendi babalık konumuna çevriliyor. Kitap’tan 10 alıntıyı academilist okurları için seçtik:

İnsan büyüse bile, babasının sevgisine duyduğu açlık tükenmez.

Mutluluğu satın almaya değil, yalnızca mutsuzluğu ortadan kaldırmaya çalışıyordu.

Başka birinin yalnızlığına girmenin olanaksız olduğunu anlıyorum. Bir başka insanı, az da olsa, tanıyabileceğimiz doğruysa, bu ancak o kişinin kendini tanıtmak istediği ölçüde gerçekleşebilir.

Sonunda yalanlar kendiliğinden gelmeye başladı ve salt yalan oldukları için yüz verdi babam bunlara. İlkesi, olduğunca az konuşmaktı. İnsanlar onunla ilgili gerçeği öğrenmezlerse, daha sonra geriye dönüp ona karşı kullanamazlardı bunu. Yalan, korunmanın bir yoluydu. Bu nedenle, babam karşılarına çıktığı zaman insanların gördüğü kişi gerçekten o değil, onun bulup çıkardığı bir kişilikti, başkalarını ustalıkla yönetebilmek için kendinin kullanabileceği yapay bir yaratık.

Ölmüş bir adamın eşyalarıyla yüz yüze gelmekten daha korkunç bir şey olamayacağını öğrendim. Eşyalar cansız şeylerdir. Yalnızca kendilerinden yararlanan yaşamdaki işlevleriyle anlam kazanırlar. O yaşam sona erince, aynı kalsalar bile, yine de değişirler. Hem vardırlar hem yokturlar. Artık ait olmadıkları bir dünyada kalıp yaşamaya mahkum olan somut hayaletlerdir.

Bu kente yaptığı yolculuk aynı zamanda kendi geçmişine yaptığı bir hac ziyareti olmuştu.

Beckett’in Proust’la ilgili olarak yazdığı, “İyi bir belleği olan kişi hiçbir şeyi anımsamaz, çünkü hiçbir şeyi unutmaz,” sözü de doğru.

Adalet varsa, herkes için olmalıdır. Hiç kimse bunun dışında bırakılamaz, yoksa adalet diye bir şey olmaz. Sonuç kaçınılmazdır.

Ne istediğini söylemeyi amaçlıyor. Ne amaçladığını söylemek istiyor, Amaçlamak istediğini söylüyor. Söylediğini amaçlıyor.

Bir odaya kapanmış olmak insanın kör olduğu anlamına gelmez. Kişinin deli olması dilinin tutulması demek değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.