Okumanın yıpranan itibarı ve okumanın vazgeçilmezliğine dair

Okumak sonu gelmeyen bir süreçtir. Okumak, merak etmek ve merakının peşinden gitmek bir yere varmak için değil, yolu uzatmak içindir. Yol aslında iştahlı ve meraklı birey için menzilin ta kendisidir. İster uzmanlık alanıyla ilgili olsun ister disiplinler arası gelişigüzel okuma faaliyeti olsun.

“Yahu sen atanamadın boşa mı okudun şimdi?” sorusunu soran birisi, (aslında soru sormuyordur, hükmü çoktan vermiştir, sadece muhatabının son sözünü dinlemek istiyordur), okumanın bir mesleğe ve belli yaşam standardına ulaşmak için bir araç olduğunu düşünüyordur. Ayrıca üniversite yıllarını heba edilmiş yıllar olarak görürken, bu süreçte harcanan parayı da kül olmuş sayıyordur. Belki daha cüretkar davranıp lisans süresi boyunca harcanan parayı hesaplamaya kalkıyordur. Bir diğer tepki de, ”Okumak da boş şimdi. Bir yere varılmıyor okumayla. Bir yere varanı da işten atıyorlar” tepkisi. Mesela bir akademisyen düşünelim. Yıllarca okumuş, yazmış, yazdıkları bir yerlerde yayınlanmış; sistemli bir iddiası var yani. Ama bir gün gelmiş, bir şekilde işinden atılmış ve meşru sistemde bilim için çaba göstermesi engellenmiş. Ama yazdıkları, tezleri hala orada. Makaleleri ve iddiaları kitaplarda, raflarda. Şimdi bunlar boşuna mı!

Yukarıda kabaca örneklerini verdiğim, okumanın bir başarı ve para getirmediği sürece boş bir faaliyet olduğuna dair sözleri gerçek hayatta duymayan kaldı mı… Bu tepkilerle karşılaşmak, üstelik okumak denen süreçten başarı sağlayamayanlardansanız, bir yaranın kaşınmasıyla benzer hissi verecektir. Hele okuyan şahsın muhatabı okumak haricinde bir yöntemle başarıya ulaşmışsa o yara bir kangrene dönüşebilir. Sosyal hayat aynı zamanda bir yarıştır ve yarışın gerisinde kalanlara sevimli gözlerle bakılmaz.

Memurlar.net’teki 21 şubat 2018 tarihli”Üniversiteli işsiz sayısı 55 ilin nüfusunu geride bıraktı” şeklindeki haber başlığına bakın. Haberin devamında 828 bin diplomalı işsizin ellerindeki diplomayla milyonlarca diplomasız işsize eşlik ettiği yazıyordu. Başka bir haberde KHK’yla onlarca akademisyenin veya öğretmenin, görevden ihraç edildiğini ve mesleğini icra edemeyeceğini okuduk. Kimin masum, kimin masum olmadığına dair herhangi bir yorum yapamasam da bu insanların bizim ülkemizde yaşadıklarını ve hayatlarını kazanmak için yeni yollar arayacaklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Belki  tarlada, belki sanayide, belki inşaatta ve belki de sokakta arayacaklar rızıklarını ve insanların “Boşuna mı okudun?” sorularına cevap vermek durumunda kalacaklar.

Okumak faaliyetinin yani bir üniversite mezunu olmanın yahut  akademisyen olmanın olumlu neticeler getirmediği örnekleri çoğaldıkça okumanın itibarı azalacaktır. Her faaliyette amaç-sonuç ilişkisinin arandığı bir hayatta, başarı öykülerinin bestseller olduğu bir düzende, okumak bir süreç değil bir araçtır. Okumak başarı getirmemişse kitaba verilen para ‘boşuna’dır. Kütüphanede geçirilen zaman da, hepten heba edilmiştir.

Ama esasında okumanın insana kazandırabileceği çok şey vardır. En önemlisi  de etik bilgisidir. Hayata ve olaylara farklı pencerelerden bakabilme, empati kurabilme becerileri de devamında gelenler. Buna karşın okuyan, gerçek hayat dedikleri alanda başarı sağlamıyorsa, okudukları değer karşılığı paraya tekabül etmiyorsa, etikmiş, kıstasmış, empatiymiş, çok da önemsenmiyor. Zaferin bayrakları altında söylenen sözler, yapılan işler bir anlam kazanıyor. Ne bileyim, okunan Dostoyevski romanı hangi mevkideyken yorumlanıyor mesela; atanamamış öğretmen olarak mı yoksa müdür olarak mı…

Okumanın itibarı böyle böyle hırpalanırken vasatlığa gün doğuyor. Ölçüsüz, payesiz ve sloganlardan ibaret konuşmalar ilgi topluyor. Seviyeyi yükseltmek yerine seviyeye inmek önem kazanıyor. İletişimin kalitesini alıcı belirliyor. Kaynağın, üslubu nitelikli hale getirme çabaları onun züppeliğine yoruluyor. Hassasiyetse gün geçtikçe maçoluğundan ve vahşiliğinden hiçbir şey kaybetmemiş kültürel atmosfer içinde bir dezavantaj olarak görülüyor.

Her çağda etik bilgisine ihtiyaç vardır. Her dönemde ötekini hak vermese de anlayamaya çalışmış insanlar gerekli. Bunlara ulaşmak için de hala en iyi yol okumaktan geçiyor. İtibarı azalsa da, yıpratılsa da… Merak etmek, merakını gidermek için okumaya yönelmek, bilgisizliği sürekli kılmak her devirde değerli. O devirler okumuşların üzerinden bir buldozerle geçse de…

Üniversiteden mezun olmuş ve bir süre muhabirlik yaptıktan sonra tercihen köyüne dönüp hayvancılıkla uğraşan birisi olarak, içinde doğdukları doğanın güzelliğinden bihaber insanlarla karşılaşmanın, terlemenin ve güneşte yanmanın değerini bilmeyen insanlarla, sadece dinlenmeye önem veren insanlarla bir arada yaşamanın zorluklarını hala atlatamadığımı söyleyebilirim. Hayvan hakkı ve insan hakkı nedir bilmeyen, yaşam memnuniyetini sahip olunan parayla ölçen, önyargı  ve duyumlarla fikir yürüten insanlara alışamadım.  Bir ağacın değerini ve bir derenin güzelliğini bile bilmek için en azıdan bir üniversite okumak gerektiğiniyse defalarca ve defalarca fark etmek zorunda kaldım. Bunları bana fark ettiren ve bu tutumlara karşı olmamı sağlayan üniversiteydi.

Bir diploma edinmek durumu, piyasada bir karşılığı olmasa da sırf dönemce yıpratılmaya çalışılması dolayısıyla savunulması gereken bir mevzidir. Okumak her şeye rağmen ‘boşuna’ bir faaliyet değildir.

Yazar: Ramazan Sürmelisoy

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.