Nedenleri öğrenmenin verdiği sükunet ve dünyada yapısal olarak adaletin imkansızlığı üzerine

Dönemin son metafizik dersinde hoca dersten ne öğrendiğimizi sordu. Herkes kendince öğrendiklerini söyledi ve hatta hoca bile. Malum, hoca da olsanız hayat bitmeyen bir öğrenme yolu. Hmmm siz filozoflar ne dersiniz; “felsefe yolda olmaktır”… Dersten ne öğrenildiğine dair ortak söylem şu idi; herkes metafiziğin ne olduğunu tam olarak bilmiyor olsa da en azından ne olabileceğini hissediyordu, daha da önemlisi nedenleriyle birlikte ne olmadığını tam olarak biliyordu. Nedenleriyle birlikte bilmek de, henüz tam o kadar zevk vermese de mutlu ediyordu. Böylece nedenlerini bilen neyi yapabileceğinin ve yapması gerektiğinin farkındaydı.

Metafizik dersinden sonra, bilimsel hazırlıkla birlikte bir buçuk yıl boyunca felsefe eğitiminin bana ne öğrettiğini sordum kendime. Yanıtını bulmak için çok düşünmedim; felsefe bana mutlu ve sakin olmayı öğretmişti. Sakinlik huzurun kapısını tıklatır malum…

Bunlara kafa yorarken sosyal medyada karşıma Can Yücel’in şu sözleri çıktı:

“Fakirin gayri meşru çocuğu olursa piç/ zenginin olursa yasak aşkın meyvesi olur/ fakir kız peşinde koşarsa sapık, zengin koşarsa playboy olur/ fakir toplanırsa çete, zengin toplanırsa toplantı olur/ fakir çalarsa hırsızlık, zengin çalarsa yolsuzluk olur/ kavramların bile cepteki paraya göre değiştiği bir dünyada adalet arıyoruz..!”

Felsefe eğitiminden önce (F.Ö. diye kısaltacağım) bu şiiri okusaydım içimi bir hüzün ve öfke kaplardı; “Adam doğru söylemiş, dünya adaletsizlerin dünyası, ne kötü bir yer” falan diye düşünürdüm. Kendimi çaresiz, koca okyanusta kaybolmaya mahkum bir minicik damla gibi hissederdim.

Ama F.S. 1,5’de, dünyanın adaletsiz bir yer olduğu gerçeğini yüzüme çarpan bu sözler beni mutsuz etmedi; F.S. 1.5’de, Can Yücel’in şair olarak temaşa ettiği dünyaya dair güzel bir tespit yaptığını söyleyebilirim ancak. Çünkü felsefe sayesinde dünyanın adaletsiz olduğu gerçeğini ifade eden kelimelere takılıp kalmadan, ötesine geçip dünyanın neden adaletsiz bir yer olduğunun ve yine dünyanın mevcut şartlarda yapısal olarak neden adaletle dolu bir yer olamayacağının yanıtlarını verebiliyorum artık, yani nedenleri kapsamım kadar görebiliyorum.  ‘Adalet’ insana ait bir kavram, daha doğrusu tüm kavramlar akıl sahibi olduğu için insana ait (en azından şimdilik böyle biliyoruz). Ancak insan dediğimizin maddi ve maddi olmayan iki yönü var. Maddi olan tarafı; dinî tabirle nefis sahibi insan, nesnelerden ve onların imajlarından besleniyor. Nefis sahibi bir varlığın doğaya hakimiyet kurduğu bir dünyada adalet dışında ‘güç’, ‘güçsüzlük’ gibi bir takım tanımlar da türüyor ister istemez. O ya da bu nedenle güçlülerin ve güçsüzlerin olduğu bir dünyada hiçbir zaman yüzde yüz adaletin mümkün olamayacağı sonucuna ulaşmak da zor değil bu mantıksal yolla. Elbette mevcut şartlar için düşüncelerim bunlar; yoksa, ağaçların ruhunun olduğunu düşünen Kızılderililer gibi bir algı düzleminde yaşamış olsaydık, daha fazla adaletli olmanın mümkün olduğunu ifade edebilirdik. Sonuç olarak, nedenleriyle böyle olduğunu bildiğim bir dünyada neyi yaptığımda ya da yapmadığımda mutlu olacağımı kestirebilirim ve “Adam doğru söylemiş, dünya adaletsizlerin dünyası, ne kötü bir yer” diye düşünmek yerine, “Evet bunların hepsi doğru ama adaletsizlik olsa da, maddi olmayan bir tarafı olan insanın adalet arayışı her daim var olacak. Böyle bir dünyada gerektiği yerde savaşarak gerektiği yerde uzak durarak mutluluğumu sürdürebilirim” şeklinde düşünürüm.

Tabi bunu düşünüyor olmak da yeterli değil, metafizik dersindeki son soruda olduğu gibi; bir şeyler öğrendik tamam da şimdi ne yapacağız… Elbette bir şeyin nedenlerini tek tek bilmek, çözümleri bulmayı kolaylaştırır. Adaletsizliğin nedenlerini anlatmak çözüm için iyi bir başlangıç olabilir ama bunu anlatabilmek için felsefenin gerekliliğini kabul etmek gerekir. Yeni yıla yeni planlar lazım malum; şahsen ben, beni mutlu eden felsefenin başkalarını da mutlu edebileceğini anlatmayı planlıyorum ulaşabildiklerime türlü vasıtalarla. Ve hatta bu yazıyla başlamış oldum…

Yazıya caaanım Yücel’le başladık, sakalları buluta benzer bir başka şairin dizeleriyle bitirelim:

“Bir ağaçta uyudum bir başka ağaçta rüya gördüm/birinde sorularımı diğerinde cevaplarımı unuttum/öyle bir huzur ki; kalbimi gözlerimde uyuttum.”

2019’da felsefeniz bol olsun…

Yazar: Selma Kara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.