Müslüm filmi ve ayna metaforu

Yaklaşık bir ay önce vizyona giren ‘Müslüm’ filmini sonunda izleyebildim.

Filmi izleyen herkesin çok ağladığını söylemesinin aksine bu açıdan hiç mi hiç etkilenmedim. Çünkü özellikle filmin ilk yarısındaki aşırı kamera hareketlerinden dolayı sahnelere giremedim. Aksiyon filmi olsa anlayabileceğimiz bir kamera tekniği ve kurgusu hakimdi ilk yarıya ve doğal sesleri bir kenara bırakan müzikler ve efektlerle tam olarak klip tadındaydı filmin bu yarısı. Tam bir sahnede çocuk Müslüm’ün yüzüne yansıyan duygularını göreceğiz beklenmedik anda bir pan; başka sahnede Müslüm’ün annesinin acısına tanık olacağız, ne olduğunu anlayamadığımız bir ark; tam güvercinlerin kanat çırpışlarına kendimizi bırakacağız, başka bir kamera hareketi…  Müslüm’ün ustası Limoncu Ali’nin, Yunus’tan alıntılayarak söylediği o uzun ve ince yola giremedik bir türlü.

Filmin ikinci yarısı hem kamera hem kurgu tekniği bakımından daha dingindi. Artık karakterini kazanmış bir film dili de vardı, bu bakımdan izlemek daha zevkliydi.

Şüphesiz bir sanat filmi olmadığı için uzun uzun, akıp giden sahneler görmeyi beklemiyorduk ama gişe filmi diye de böyle bir konuda bu denli hareketli sahnelere  ihtiyaç var mıydı tartışılır… Müslüm Gürses gibi çalkantılı hayat yaşamış bir karakteri sinema perdesine yansıtmak da güç iş elbette ama o çalkantıyı izleyiciye aksettirmenin yolu aksiyonvari bir tarzdan da geçmemeliydi.

Halbuki ne metafizik öğeler vardı bizi peşinden sürükleyecek. Ki ben en çok aynalara takıldım. Filmin ilk yarısında, Limoncu Ali’nin, çocuk Müslüm’e aynanın içindeki kendisine ve kendisinin önündeki o uzun ince yola bakmasını söylediği anda başladı ayna hikayesi. Filmin temeline yerleştirilmiş Yunus Emre divanından göndermeler zaten metafizik bir çerçeve sunmuştu izleyiciye ama o aksiyonvari sahnelere kurban edilse bile derinlerden çığıran aynalar yine de tat bıraktı dimağlarda.

İbn-i Arabi’nin ayna metaforu geldi aklıma; hiçbir zaman aynanın gösterdiği nesneyle aynanın kendisine aynı anda bakamazsınız. Bir aynanın karşısına geçin ve deneyin göreceksiniz (Metafizik dersinde denedim ve bizzat gördüm); nesne olarak aynaya baktığınızda aynadaki yansımanızı göremezsiniz, aynadaki yansımanıza baktığınızda aynanın kendisini. Halbuki ayna diye tanımladığımız, potansiyelini gerçekleştirdiği; yani bir nesneyi yansıttığı anda aynalık özelliğini kazanmış olur. Örneğin kağıtlara sarılı herhangi bir nesneyi yansıtmayan sırlı bir cam parçasına ayna demek ne kadar doğrudur, henüz bir ayna vazifesini görmüyorsa… Vazifesini gerçekleştirdiği ya da potansiyelini açığa çıkardığı vakit de ayna diye tanımladığımızın içinde artık hem bir nesnenin yansıması hem de nesne olarak aynanın kendisi vardır. Hakikat de ‘bir’likte buluşan bu ikiliğin varlığıdır. Aynı şekilde kendinizi dışarıdan gözlemlerseniz zihninizi, zihninize odaklanırsanız dışarıdan kendinizi göremezsiniz. Halbuki aynada olduğu gibi hakikat ikisinin aynı andaki varlığıdır. Kendi varlığının bu haldeki bilincinde olma hali de, sırlı camın ayna potansiyelini erişmesi gibi beşerin insan potansiyeline erişmesinden geçer. E bu da bir bilinç işidir. Cümle beşerde o bilince erişen kişi sayısı da kimi zaman derviştir, kimi zaman Sufi, kimi zaman da Müslüm gibi kullar… Müslüm’ün rehberi olan Limoncu Ali ile çocukluğundan başlayan ayna hikayesi, filmin ilerleyen sahnelerinde pavyonlarda ve gazinolarda, Müslüm’ü dışarıdan gördüğümüz aynalarla devam ediyor. Zihninin içini gören Müslüm, dışarıdan da kendini görmeye başlar yaşı ilerledikçe. Müslüm’ün dünyayı gerekirse s… eden bu derviş hallerinin nedeni de aynalardaki hakikatin farkına varmasındandır.

Zevk ehli zevkin yolunun hazdan geçtiğini söyler. Haz dediğin de öyle her zaman güzel olan değildir. Acı da anlıktır ama haz verebilir insana. Müslüm’ü dinlerken kollarını jiletleyenlerin yaşadığı haz gibi mesela. Gülhane konserinde bir hayranı tarafından bıçaklanan Müslüm’ün, hastanede aynı hayranına gösterdiği babacan tavrından sonra, çıkışta gazetecilerin sorularına verdiği yanıt da kayda değerdir bu açıdan. Hayranlarının tavırlarını, “Yas tutuyorlar, bir yas tutarsın ömrün gider” diye açıklayan bu adamın hakikat yolunun başlangıcında acı vardır. O nedenle acıyı tadanları da, kendisini acıdan bıçaklayan hayranını anlayacak da yine odur. Yine aynı nedenle, acının yolundan yürüyenlerin birliğidir, yıllardır alt kültür diye aşağılanan ve ne olduğu anlaşılamayan bu jiletleme gerçeğinin arkasında yatan. Her şarkı söylediğinde acılarıyla bir olabilen Müslüm şanslıdır ki, yoluna onu ayna ile buluşturan Limoncu Ali gibi bir pir çıkmıştır. Müslüm’ü dinleyenlerden kaçının haz yolundan zevke vardığı bilinmez ama bu film tüm teknik aksaklıklarına rağmen, Müslüm’ün Müslüm olma yolunu, metafiziğin çatlattığı kabukla anlatabilmiştir.

O nedenle Müslüm’ü izleyeceklere tek bir tavsiyem olabilir, o da aynaları gözden kaçırmamaları…

Yazar: Selma Kara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.