Marx’ın ‘emeğin yabancılaşması’ kavramının ajans gazeteciliğindeki yansımaları

Üretimi insanın temel özelliği olarak gören Marx’a göre, ‘emeğin yabancılaşması’;  işçinin ürettiği nesneyi sürekli olarak başkasına kaptırması böylece ürettiğinin kendisinden bağımsız bir nesne haline gelerek üreten için anlamını ve içeriğini kaybetmesi, en nihayetinde kendisine yabancılaşması olarak tanımlanır.

İşçi, kurulan düzenek sayesinde işiyle olan bağını koparır, ondan uzaklaşır en nihayetinde emeğine yabancılaşır hale gelir. Artık, yaptığı iş üretim süreci olmanın dışında biyolojik ya da hayvani bir alışkanlıktan başka bir şey değildir. Birey işi, kendisine dayatılan düzenin içinde ayakta kalmak için yapan adeta bir makine haline gelir. Kapitalist toplumlarda artık işçinin hayatına girmiş olan bant düzeneğinde işe yabancılaşma daha anlaşılır hale gelir. Buna göre işçi önünden geçen bantlarda kendi uzmanlaştığı alan ne ise onu takip eder yalnızca, artık en nihai üreten olmaktan çıkar ve üretimin sadece bir parçası olur. Sonuçta ürettiğine yabancılaşmıştır.

Ajans gazeteciliği, her şeyden önce abonelik sisteminden kaynaklı olarak haber ağı ilişkilerinin diğerlerine oranla daha baskın düzeyde ekonomik ilişkilere dönüşmesi, hızlı olma zorunluluğundan kaynaklı endüstriyel üretime benzer biçimde haber üretimi yapması, muhabirlerinin kendi üretimleri olan haberlerin başka yayın organlarında kullanılması durumunda muhabir adının değil de ajans adının imza olarak kullanılmasından dolayı, Marx’ın ‘emeğin yabancılaşması’ olgusunun daha çok ve net görüldüğü bir alandır.

Türkiye’deki en çok iş yapan ve bilinen üç haber ajansının (Demirören Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı, Anadolu Ajansı) işleyişine baktığımızda; basın yayın organları ile haberini yaptırmak isteyen kurum ve kuruluşlar üzerinden aylık ya da yıllık abonelik bedelleri üzerinden ekonomik döngü sağladıkları görülür. Her ne kadar Anadolu Ajansı, özerk yapısı nedeniyle belli ölçüde devlet tarafından finanse ediliyor olsa da, aynı yapı onlar için de geçerlidir. Öte yandan, her üç ajans arasında var olduğu sayılan rekabetin, gazeteciliğin fıtratındaki ‘haberi önce verme isteği’ni tetiklemesi ve ajans haberciliğinin diğer haber türlerine göre daha belirgin olan şablonu ya da sınırları, haber üretimini herhangi bir endüstriyel üretimden neredeyse farksız kılmamaktadır. Yapılan iş her ne kadar ‘fikir işçiliği’ ya da gazeteciler/muhabirler yasa karşısında ‘fikir işçisi’ olarak tabir edilse de, Marx’ın; ‘kendi aralarında sürekli değişen üretim araçları ve sosyal ilişkiler’ biçiminde tanımladığı iş tanımının gereklilikleri bu alanda da geçerlidir. Buna bağlı olarak da ‘emeğin yabancılaşması’ kavramını işin bu tarafında görmek daha olası hale gelmektedir.

Herhangi bir gazete, televizyon ya da radyo haberciliğinde de belli şablonlar söz konusudur. Ancak ajans muhabirinin omuzlarının üzerindeki ‘abonelere karşı sorumluluk’ anlayışı bu alanlarda ajans gazeteciliği düzeyinde söz konusu olmadığı; zaten ajans gazeteciliğine bağımlı habercilik düzeninde hızın çok da elzem olmadığı;  haber yazım biçimi açısından muhabirin üslubuna daha fazla yer bırakması, belli yazım türlerinde yoruma alan tanıması, dolayısıyla şablon baskısının çok bulunmadığı; en önemlisi de muhabirin yaptığı işe doğrudan imzasını koyabilmesi ve ürünün kendisine ait olduğunun ispatı emeğin yabancılaşması olgusunu ajans gazeteciliğine göre daha geri planda bırakmaktadır.

Böylece endüstriyel üretimdeki bantların yerini geçmişin yazılı basınına oranla güçlenen ajans gazeteciliğinin iş yapma sistemi; işçinin banttan çıkan nihai üründe kendi emeğini bizzat görememesinin yerini de muhabirin imzasının olması gereken alanda ajans adının bulunması almıştır. Artık eski güçlerini yitiren basın yayın organlarının üzerinde güce sahip olan haber ajanslarının ‘fikir işçileri’, gücün yansımasının ortaya çıkardığı baskı, belli şablonların ötesine geçememe, ‘abone kurumlar sorumluluğu’ altında yaptığı işten zaten uzaklaşırken; belki de çok ses getiren bir haberi kendi emeğiyle ortaya çıkarmış olsa da ürettiğinde kendi imzasını bulunduramaması durumu emeğine bir kat daha fazla yabancılaşması sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

Ancak, imza geleneğinin tersine çevrilmesi elbette diğer alanlara göre daha fazla emeğine yabancılaşan ‘fikir işçisi’nin söz konusu yabancılaşma durumunu tamamen değiştirmeyecektir. Çünkü söz konusu geleneğin üzerinde daha belirleyici olan; ekonomik ilişkiler ağı düzeni devam edecek, dolayısıyla endüstriyel üretimdeki işçi ne kadar emeğine yabancılaşıyorsa, söz konusu haber üretimi içerisindeki ‘fikir işçisi’ de o denli emeğine yabancılaşmaya devam edecektir.

Yararlanılan kaynaklar:

Emine Aydoğan, ‘Marx ve Öncüllerinde Yabancılaşma Kavramı’, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Haziran 2015.

Arslan Topakkaya, ‘Tarihsel Materyalizm Bağlamında Marx ı Yeniden Okumak’, Hukuk ve Adalet, Ekim 2017.

Sümeyye Bozkurt, ‘Karl Marx’ın Yabancılaşma Teorisi’, sosyolojsi.com, (erişim tarihi: 14. 06.2018)

Yazar: Selma Kara

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.