Kemal Tahir’in kaleminden köy enstitülerinin hikayesi: Bozkırdaki Çekirdek

Kemal Tahir’in Türk eğitim tarihinin en orijinal girişimlerinden biri olan Köy Enstitüleri’ni anlattığı  Bozkırdaki Çekirdek” Türkiye’nin modernleşme serüvenine ışık tutan önemli bir dönem romanıdır.  Nisan 1965’te Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen “Bozkırdaki Çekirdek”, dünya eğitim tarihinde de reform olarak değerlendirilen Köy Enstitüleri’ni anlamamıza da yardım edecek bir Kemal Tahir klasiğidir. Roman’dan bazı alıntıları academilist.com okurları için derledik.

Doğruyu demek yiğitlikse ardından geleceklere dayanmak da yiğitliktir.

Tarihimiz boyunca, Allaha şükür, el ulağı bir suç, hep olagelmiştir. «Kızılbaş», «Celâli», Zındık», «Con», «Mürteci», «Farmason», «İttihatçı», «Millîci», «Mütegallibe», «Tarikatçı», şimdi de, «Komonist!»

Çalarım karayı mimlediğim birkaç densize… Aslında karayı kendim hiç yoktan karacak değilim. Okuma yazma olan yerde bunun karası kendiliğinden karılır. Ne demiş herif? «Bir satır yazısını getirin! Asıvereyim yazarını» demiş!

Seni bilmem ama ben usandım mucizeler memleketi vatandaşı olarak yaşamaktan. Hem mucizeden mucizeye hopluyoruz hem kıçımızda donumuz yok.

Osmanlıda töredir, sıkışınca, yapan da bizden olacak, yıkan da… Yalnız yapan bir şey yapmakta olduğunu bilmeyecek, yıkan da bir şey yıkmakta olduğunu… Bir dolaptı dönecek, suyun nerden gelip nereye gittiğini çekenler değil, onları dolaba koşanlar bilecek! Doğru muyum?

Ayağa kalkmak meselesi, evet var!… Köylülerimizin her gıravatlıya el pençe divan durması geleneğini sarsmak istiyoruz! Enstitülerden birine, bir gün yeni bir öğrenci geldi, gıravatı vardı. İçeri girince bütün sınıf birden ayağa kalktı. ” Kime saygı göstereceği bilinmezse, gösterilen şey, saygı sayılmaz” diye düşündük! Hele ağır işler görürken, bu işlerden sonra dinlenirken, biri gelirse işi bırakmayı, dinlenmeyi bırakarak ayağa kalkmayı uygun bulmuyoruz!

Sırıtmayalım, sınıftayızdır, kişnemeyelim, toplumbilim dersidir bu.

Toprağın üstünde ne var ne yoksa silip süpürmüşüz. Ormanlarını kül edip yele vermiş, derisinin yeşilini, ayrıklarına kadar, sömürmüş, suyunu tüketmişiz! Şimdi sıra; en ince damardaki son kan damlalarına gelmiş. Buraları, böyle bozkır yapan bizdik. Son kan damlası da tükenince, toprağı yiyeceğiz, gücümüz yetmediği için, yalnız yalçın kayaları bırakacağız! Evet, tarihte hiç bir insan, hiç bir toprak parçasına böyle düşmanlık etmemiştir.

Başka memleketleri bilmem, bizim memleketimizde gerçekçi olmadan namuslu olmak imkansız! Ve de hangi büyük fayda için olursa olsun, gerçeği görmezden gelmek, hele değiştirmeye yeltenmek en büyük namussuzluk.

Kurtuluş savaşı aslında Yunanı değil, Milletin ters bahtını yenmişti. Biz, bilgisizliği, geriliği mi yenemeyecektik.

Bozkırdaki çekirdek, yeşerirse ya bozkırdan kopuyor ya da eziliyor. Böylece, bozkırın, bozkır kalmasına çıkıyor sonuç.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.