George Orwell ve Hayvan Çiftliği Romanı

Asıl adı Eric Arthur BLAIR olan George ORWELL bu takma adını İngiliz kültürüne olan hayranlığından dolayı seçmiştir. George ismini, bazı kaynaklarda Kral V. George, bazı kaynaklarda ise İngiltere’nin kurtarıcı azizi Aziz Georger olarak belirtilen kişiden esinlenerek, soyadını ise, Orwell Gölü’nden almıştır. Orwell, yirminci yüzyılın ilk yarısında sıkça rastlanan bir İngiliz aydın tipinin özelliklerini taşıyordu. Hindistan’da görevli İngiliz bir baba ile bugün Myanmar adını almış olan Burma’da yaşayan Fransız kökenli bir annenin oğluydu. Bengal’in Montihari kentinde doğmuş; aşağı-orta sınıftan gelmesine karşın, soylu bir ortamda büyütülmüştür.Hayranı olduğu, Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve DenizKurdu başta olmak üzere elliden fazla kitabın yazarı ve ABD’li gazeteci JackLondon’ın izinden giden Orwell 1927 yılında Londra’yayerleştikten sonra buradaki yoksul ve toplumun dışına itilmiş insanların arasına karışmıştır. Daha sonra iki yıllığına Paris’e gitmiştir ve buradaki hayatı da yoksulluk ve sefalet içinde geçmiştir.

1945 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın sona erdiği, Batı dünyası ile Sovyetler Birliği arasındaki temeli zaten çürük bağlaşmanın çatırdamaya yüz tuttuğu, Soğuk Savaş’ın kendini gösterdiği günlerde Hayvan Çiftliği’ni yayınlamıştır. İkinci dünya savaşı sırasında İngiltere ile SSCB’nin aynı safta yer almasından ve ilişkilerin olumsuz etkileneceği düşüncesinden dolayı bu kitap ancak 1945’de basılabilmiştir. Temelde özgürlük ve eşitlik adına verilmiş bir mücadelenin, sonunda nasıl bir despotluğa dönüştüğünü anlatmaktadır. Orwell bunu anlatırken mizahi öğelerden yararlanmış ve eserin karakterlerini de hayvanlar oluşturmuştur.

Bir çiftlikte yaşayan hayvanların kendilerini ezen ve sömüren insanların yönetimini devirip eşitlikçi bir toplum oluşturdukları; ama zamanla, kurnaz ve iktidar düşkünü domuzların, devrimi yolundan saptırarak, insanların yönetiminden nerdeyse daha baskıcı ve acımasız bir diktatörlük kurdukları Hayvan Çiftliği iki uçlu bir yergi mızrağı taşımaktadır.

Başka bir deyişle, eserde kişisel hırs ve çıkarların bütün bir toplumu nasıl uçuruma sürüklediği ve eşitliği sağlama adına ön plana çıkan liderlerin nasıl birer zorbaya dönüştüğünün eleştirisi bulunmaktadır. George Orwell’in, 1930’lar ve 1940’ların Sovyetler Birliği’ne yönelttiği taşlamanın özünde, yaklaşık yarım yüzyıl sonra çöküntüye uğrayacak olan sosyalist uygulamanın bağrında yatan düşkünlüklerin bulunduğu düşünülmektedir. Ama Orwell’in, hayvanlar tarafından yönetilen çiftliği yıkmaya çalışan dış dünya’ya, daha somut bir deyişle öteki çiftliklerin sahibi olan insanlara yönelttiği eleştirileri de göz ardı etmemek gerekir. Açıkçası, Orwell’in, Batı’nın siyasal düzenlerini savunduğunu söylemek çok zordur. Kimi yorumcular, Hayvan Çiftliği’nin yönetimini ele geçiren domuzlarla işbirliği yapan, tecimsel ilişkiler kuran iki “insan”dan, Foxwood Çiftliği’nin sahibi Bay Pilkington’m kapitalist İngiltere’yi, Pinchfield Çiftliği’nin sahibi Bay Frederick’in de Nazi Almanyası’m temsil ettiğini bile söylemişlerdir. Bu yorum biraz zorlama gibi görünse de, Orwell’in, tüm yapıtını, çiftliklerdeki ‘insan düzeni’nin, yani kapitalizmin değiştirilmesi gerçeğinden yola çıkarak kurguladığı açıktır. Kitabın sonunda sunulan, insanlar ile domuzların aynı masanın çevresinde zaferlerini kutladıkları sahne, dünya yazınının en çarpıcı sahnelerinden biridir:

Artık Hayvan Çiftliğinde yılgı ve korku kol gezmektedir. Kitabın başlarında “Bütün hayvanlar eşittir” diyen Koca Reis’inbu sözü garip bir değişikliğe uğramıştır: “Bütün hayvanlar eşittir; ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.” Bir baskı biçiminin yerini, başka bir baskı biçimi almıştır. Hayvanların eski efendileri insanlar ile yeni efendileri domuzlar, Çiftlik Evi’nde, bir şölen sofrasının başında toplanmışlardır. Çiftliğin ezilen hayvanları, korka korka Çiftlik Evi’ne yaklaşır, yüzlerini cama dayayarak içeride olup biteni izlemeye koyulurlar: Tombul yanakları attığı kahkahalardan mosmor kesilen Bay Pilkington, kadehini zafere kaldırır ve “espri”yi patlatır: “Siz aşağı kesimlerden hayvanlarınızla uğraşmak zorundasınız; biz de bizim aşağı sınıflarımızla uğraşmak zorundayız!’’ Dışarıdaki hayvanlar, tam o sırada, içeridekilerin yüzlerinde bir tuhaflık sezerler. İnsanlar ile domuzları birbirlerinden ayırt edememektedirler. İnsanlar domuzlara, domuzlar insanlara dönüşmüştür…

Kendi yazgısını elinde tutamayan, kendini yönetenleri sorgulamayı aklından bile geçirmeyen araba beygiri Boxer, “kendi kuvvetlerinden haberdar olmayan yavruların en çarpıcı örneğidir. “Daha erken kalkacağım, daha çok çalışacağım… Napoleon her zaman haklıdır!” demekten asla vazgeçmez.Eserdeki Napolyon adlı karakterin Rus lider Stalin’i simgelediği söylenebilir. Ama sonunda, hastalanıp ıskartaya çıkarıldığında, at kasabını boylamaktan kurtulamaz. Kendisini ölüme taşıyan arabanın içinde, kapıya attığı umarsız çifteler, tüm hayvanların yitip giden umutlarını da yankılandırır. Özgürlüklerini savunamayanların ödedikleri bedel ağırdır. Özgürlük, değerli olduğu ölçüde kırılgandır da…

Bir çiftlikte insanların baskısı altında yaşayan bir grup hayvanın ayaklanmasını konu edinen Hayvan Çiftliği, ayaklanma sonrası süreçteki yanlış politika ve uygulamaları anlatılmaktadır.

“Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinde daha eşittir” (Orwell,2009: 147). Özgürlük ve adalet adına kurulmuş yeni düzenin temel ilkesi zamanla bu olmuştur. Özgürlüğün herkese verilmiş olması ancak bazı grupların bununla yetinmeyip, çeşitli ayrıcalıklara sahip olmak istemeleri, sonunda bütün sistemi temelinden sarsmıştır. Orwell bu ilkenin insanlara eşitlik vaat eden sistemler tarafından da kabul edildiğini ifade etmiştir. İşçinin emeğini sömürerek, bu şekilde kendine bir sermaye oluşturan kapitalist sistemin çökertilmesi adına verilecek mücadelede özgür ve eşit bir düzen gözetmek, en temel ilke olmalıdır. Ancak Orwell, insanların bu ilkenin arkasında durmayarak kendilerine yeni despot liderler yaratmalarını, üstelik bunu emek ve eşitlik adına yapmalarını yaman bir çelişki olarak görmüş ve bunu kesin bir tavırla eleştirmiştir.

Hayvan Çiftliği, korkunç sonla biten bir “peri masaladır”.

Kaynak: George ORWELL, Hayvan Çiftliği. 2012 Can Yayınları (çeviren: CELÂL ÜSTER).

Kitabın Sunuş Bölümünden (CELÂL ÜSTER, Aralık 2000), s: 9-14.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.