Engels’ten Paris’teki Marx’a mektuplar

Frederic Engels’in Paris’teki Karl Marx’a yazdığı mektuplar, hem iki dostun yazışmalarını hem de marksizmin kuramsal birikimini gözler önüne serer. Dilimize çevrilen bu mektuplardan iki tanesini Academilist okurları için seçtik.

Barmen, 19 Kasım 1844.

… Bugünlerde, işçilerin yetiştirilmesi için dernekler kurmak üzere her yerde halk toplantıları yapıyoruz.Bizim Almanları harekete geçirmenin ve cahil cühela takımının dikkatini toplum sal sorunlara yöneltmenin iyi bir yolu da bu. Bu toplantılar, önceden polisten izin alınmaksızın hiç hazırlıksız yapılıyor. Köln’de, Tüzük Hazırlama Komitesi’nin yarısı bizim adamlarımız; Elberfeld’de, bizden en az bir kişi var ve Rasyonalistlerin yardımı ile iki toplantıda Sofuları fena halde bozguna uğrattık; büyük bir çoğunluk sağlanarak Tüzüğe, Hıristiyanlık ile ilgili hiçbir şey konmadı. Bu Rasyonalistlerin, teorik Hıristiyanlıkları ve pratik Tanrıtanım azlıkları ile kendilerini gülünç duruma düşürmelerini seyretmek, doğrusu pek hoştu, ilke olarak Hıristiyan muhalefeti çok haklı buluyorlardı ama pratikte, onlara kalırsa Hıristiyanlık her ne kadar toplumun temelini oluştursa da, Tüzükte tek sözcükle bile anılmamalıydı. Tüzük, toplumun bu yaşamsal ilkesi dışında her şeyi içerebilirdi! Bu delikanlılar, o gülünç tutumlarını sürdürmekte o denli inatçı idiler ki, benim tek kelim e söylememe gerek kalmadı ve şimdiki koşullar altında arzu edebileceğimiz bir Tüzük çıkardık. Gelecek pazar bir toplantı daha yapılacak ama ben yarın Westfalia’ya gideceğim için buna katılamayacağım.

Boğazıma kadar İngiliz gazetelerine ve kitaplarına gömülmüş bulunuyorum ve bunlardan; İngiliz proletaryasının içinde bulunduğu koşullar üzerine yazacağım kitabım için bilgiler topluyorum. Topladığım malzemenin düzenlenmesi gibi işin en güç yanını bir iki haftaönce bitirdiğim e göre kitabın Ocak ayı ortasında ya da sonunda biteceğini sanıyorum. İngilizlere güzel bir suçlama belgesi armağan edeceğim. İngiliz burjuvazisini, bütün dünyanın gözü önünde, kitle halinde insan kırımı, soygunu ve benzeri türden suçlar işlem ekle itham ediyorum. Bir de, ayrı bir baskısı yapılacak İngilizce bir önsöz yazarak bunu, İngiltere’deki parti liderlerine, yazarlara ve parlamento üyelerine göndereceğim. Bu zatlar beni hiçbir zaman unutamayacaklar. Ama şurası da açıktır ki; semerini döverken, eşeği dövmeyi de ihmal etmiyorum, yani Alman burjuvazisinin de en az İngilizler kadar berbat olduğunu, ancak onlar kadar gözüpek, tutarlı ve sinekten yağ sızdırma yöntemini bilmediklerinin de altını çiziyorum. Bu kitabı bitirir bitirmez, İngiltere’nin toplumsal gelişmesinin tarihini ele alacağım. Elimde bu konu için hazır malzeme bulunduğu ve bunlar kafamda bir düzene girdikleri ve tamamen aydınlığa kavuştukları için çok daha az çaba harcamam gerekecek…

Barmen, 20 Ocak 1845.

…Beni özellikle sevindiren şey, komünist literatürün Almanya’da artık alışılır hale gelmesidir; şimdi bu bir faitaccompli (oldubitti). Bir yıl önce bu tür literatür, Almanya dışında, Paris’te alışılır hale gelmiş, ya da daha doğrusu sadece bir varlık kazanmıştı, oysa şimdi, sıradan Almanların akıllarını karıştırmaya başlamıştır. Gazeteler, haftalıklar, aylıklar, üç aylıklar ve ilerleyen yedek ağır toplar, yani her şey en düzenli haliyle. Bütün bunlar öylesine yıldırım hızıyla olupbitti ki! Yeraltı propagandası da meyvelerini vermeye başladı; ne zaman Köln’e gitsem ya da bir birahaneye uğrasam, yeni gelişmelere, yeni din değiştirenlere tanık oluyorum. Köln toplantısı harikalar yarattı: insan yavaş yavaş, sessiz sedasız gelişen ve bizim doğrudan yardımımız olmaksızın oluşan ayrı komünist grupları keşfediyor. Eskiden RheinischeZeitung ile birlikte yayımlanan GemeinnützigesWochenblatt şimdi bizim elimizde. Yönetimi D ’Esteraldı ve ne yapabileceğini araştıracak. Ancak şimdi en çok gereksinme duyduğumuz şey, sorunları kendi kendilerine çözümleme isteğinde bulunan ama bunu beceremeyen birçok yarı okumuş insan için temel bilgileri verebilecek birkaç büyük yapıttır. Kimi noktalarda seni tatmin edecek düzeye gelmese bile, ekonomi politik üzerine olan kitabını kısa zamanda bilirsen çok iyi olur. Seni tatmin etmemesi o kadar önemli değil, insanların kafaları olgunlaştı, demiri tavında dövmek gerek. Benim İngilizce yazdığım şeyler de az çok etkili ama gerçekler yine de çok çarpıcı. İçerisinde bulunduğumuz zamanda Alman burjuvazisine karşı daha inandırıcı ve etkili bir şeyler ortaya koymak için keşkeellerim daha serbest olsaydı.

Biz Alman kuramcılar… gülünçtür, ama zamanmızın ve Alman ulusal bataklığının yok oluşunun bir işaretidir….teorimizi bile geliştiremedik; Saçmalığın Eleştirisi’ni bile yayınlayamadık. Ama artık zamanı geldi. Bu nedenle onu nisandan önce hazır et. Benim yaptığımı yap. Eserini mutlakçı bitirmek istediğin son bir tarih sapta ve kitabın derhal basılmasını sağla. Eğer bu orada mümkün değilse, Mannheim ’da Darmstadt’ta ya da başka bir kentte bastır. Ama kitap mutlaka yakında ortaya çıkmalı. Eleştirel Eleştiri’yi yirmi formaya çıkarttığın haberi elbette beni epeyce şaşırttı. Ama iyi de olmuş. Böyle yapmasaydın şimdi ortaya çıkan şeyler kim bilir daha ne kadar zaman çekmecende kilitli kalırdı. Ama eğer kapakta benim adımı yine bıraktıysan bu biraz tuhaf olur, zira ben sadece bir buçuk forma kadar bir şey yazdım. Sana daha önce söylediğim gibi, Löventhal’den şimdiye kadar bir haber alamadığım gibi, kitabın çıkışı üzerine de bir şey duymadım; bunu elbette merakla bekliyorum. Ben burada, kültür ve sanat yoksunluğunun zirvesinde dolaşan birisini imrendirecek bir yaşam sürmekteyim; sakin, dingin, dürüst ve saygınlık dolu bir yaşam. Odamda oturup çalışıyorum, dışarıya pek çıkmıyorum, bir Alman kadar ağırbaşlıyım. Bu böyle giderse korkarım Yüce Tanrı yazdıklarımdan dolayı beni affeder ve beni cennetine kabul edebilir. Burada, Barmen’de yeniden saygınlığımı kazanmaya başladığımı sana temin edebilirim. Ne var ki bütün bunlar benim canımı iyice sıkmaya başladı. Paskalya’dan önce buradan kaçıp kurtulmak istiyorum, herhalde Bonn’a giderim… Günboyu çingene pazarlığı çok korkunç, Barmen çok korkunç, zaman öldürmek çok korkunç ve hepsinden de beteri, sadece burjuva olarak kalmak değil, üstelik bir de, fiilen proletaryaya karşıt olan bir burjuva, bir fabrikatör olarak kalmak müthiş bir şey. Bizim ihtiyarın fabrikasında birkaç gün kalmak, daha önce neredeyse görmezlikten geldiğim bütün o dehşeti kendi gözlerim le görmemi sağladı. İşime geldiği sürece bu adi pazarlamacılık işinde kalmak, sonra da polisçe yasaklanan bir şeyler çiziktirip, yüzümün akıyla sınırdan sıvışıvermek herhalde en iyisi olacak. Ama o vakte kadar bile dayanamayacağım. Eğer, şu İngiliz toplumu üzerine en korkunç hikâyeleri defterime her allahın günü kaydetmemiş olsaydım, şimdiye çoktan pas tutmuş olurdum. Bu durum en azından kanımın öfkeyle kaynamaya devam etmesini sağladı. Belki de bir kimse eğer yazı yazmıyorsa, bir komünist olduğu halde, kendi dünyasında bir burjuva ve berbat bir pazarlamacı olarak kalabilir; ama hem geniş bir komünist propaganda yürütüp aynı zamanda da, pazarlamacılıkla ve sanayicilikle uğraşırsa işte bu olmaz. Yeter artık. Paskalya’da buradan kaçacağım. Buna bir de, tepeden tırnağa koyu bir Hıristiyan-Prusyalı aileyi ekle: Hayır daha fazla dayanamayacağım. Sonunda, kültürsüz ve zevksiz bir Alman haline gelebilir ve bunu komünizmin içine de taşıyabilirim.

Bu seferlik benim sana yaptığım gibi şimdi sen de beni uzun zaman mektup bekler halde bırakma. Henüz tanımadığım eşiniz ile selamlamaya değer herkese saygılar. Bir süre daha şimdiki adrese yaz. Buradan ayrılsam da mektupların bana ulaştırılacak.

Sevgiler, F. E

Kaynak:K. Marx-F. Engels Seçme Mektuplar 1844 -1895. Çeviren: Alaattin Bilgi. Evrensel Basım Yayın-37, İstanbul. Birinci Baskı: Ekim 1996.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.