Edward Said: “Entelektüel iktidara hakikati söyleyebilmelidir.”

Edward Said Entelektüel kitabında, modern toplumlarda aydınların niçin iktidara hakikati söyleyemediklerini anlatıyor.

Sadece yazdıkları ile değil yaşamı ile örnek bir aydın olan Edward Said, küçük ama etkili kitabı Entelektüel’de aydın kavramını geçmişten günümüze sorguluyor. Entellektüelleri sarmalayan sistemin onların söylemlerini nasıl biçimlendirdiğini gösteren Said, profesyonelizme karşı amatörizmi savunuyor.  Said bu kitabında,  entelektüeli öncelikle otorite ve iktidara hizmet etmeyi reddedişiyle, sonra da milliyeti, dini, geleneğiyle arasına koyduğu mesafeyle tanımlıyor.

 

Bütün entelektüelleri sadece hayatlarını bir üniversite ya da gazete de çalışarak kazandıkları için satılmış olmakla suçlamak kaba ve son kertede anlamsız bir ithamdır. “Dünya öylesine yozlaşmış ki eninde sonunda herkes para denen puta teslim oluyor” demek tam bir kinizm örneğidir.  Öte yandan entelektüel  bireyi bir ideal, maddi çıkarlarla hiçbir alakası olmayacak ölçüde saf ve soylu bir tür şovalye olarak görmek de ciddi bir tutum sayılmaz. Böyle bir sınavdan kimse geçemez.

İşin özü entelektüel ne salt yumuşak yüzlü bir teknisyen olup tartışma ve huzursuzluk çıkarmaktan kaçınan biri olmalıdır ne de tüm zamanlarını naletlik yapmakta haklı ama sözüne kimse kulak vermeyen bir Cassandra olmaya çalışarak geçirmelidir.

Entelektüele yönelik asıl tehdit ne akademiden ne varoşlardan ne de basının ve yayınevlerinin insanın kanını donduracak ölçüde ticarileşmiş olmasından gelir; ben asıl tehdidi profesyonelizm dediğimiz  bir tutumda görüyorum. Profesyonelizmle kastettiğim şey, bir entelektüel olarak yaptığınız işi geçim kaygısıyla, sabah dokuz ila akşam saat beş arasında (bir gözünüzü saatten ayırmadan , öbür gözünüz devamlı profesyonel davranış standartlarına uygun davranıp davranmadığınız üzerinde) yaptığınız bir şey diye düşünmenizdir -denizi bulandırmamanız, kabul edilmiş paradigmaların ya da sınırların dışına çıkmamanız, pazarlanabilir ve öncelikle de “prezentabl” olmak uğruna kendinizi “aman bir tatsızlık çıkmasın da”  diye düşünen , apolitik ve nesnel biri haline getirmenizdir.

En sonunda edebiyat alanında tamamen uzmanlaşmış bir entelektüel olarak alanınızda sözde liderlerin her dediğini kabul eden, ehlileştirilmiş biri olur çıkarsınız. Uzmanlaşma heyecan duyma ve bir şeyler keşfetme duygusunu da öldürür ki, bunların her ikisi de bir entelektüelde mutlaka bulunması gereken duygulardır. Son tahlilde uzmanlaşmaya teslim olmak tembelliktir; çünkü uzmanlık alanınızın gereklerine uyarak başkalarının sizden yapmanızı istediği şeyleri yaparsınız.

Bilirkişi olabilmek için uygun otoriteden tasdikname almak zorundasınızdır; bunlar size doğru dili konuşmayı, doğru otoriteleri zikretmeyi, doğru sahada bulunmayı öğretirler. Hassa ve/veya karlı bilgi alanları söz konusu olduğunda bu daha da geçerlidir.

Entelektüelin sorunu , modern profesyonelleşmenin saldırılarıyla onları yok sayarak ya da nüfuzlarını yadsıyarak değil, farklı bir dizi değer ve önceliği temsil ederek baş etmeye çalışmaktır. Ben bu temsil edimine amatörizm diyorum; yani karla ve bencil, dar uzmanlaşmayla değil, özenle ve sevgiyle beslenen bir etkinlik.

Gerçek anlamıyla entelektüel, kendini tamamen bir hükümetin siyasi hedeflerine, büyük bir şirkete ya da kafaları aynı biçimde çalışan profesyonellerden oluşan bir loncaya teslim etmiş bir memur ya da işçi değildir. Bu tür durumlarda kişiyi ahlaki vicdanını unutmaya, sadece uzmanlık alanı içinden düşünmeye ya da başkalarına ayak uydurmak için şüpheciliği rafa kaldırmaya iten ayartılar çok güçlüdür. Birçok entelektüel bu ayartılara tamamen teslim olurlar; aslında bir ölçüde hepimiz teslim oluruz. Kimse, em özgür ruhlu kişi bile, tek başına ayakta duramaz, kendine yetemez.

Entelektüelin tek dayanağı ödünsüz düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Bu özgürlüğü savunma hattını gevşetmek veya dayandığı temellerden herhangi birinin kurcalanmasına göz yummak entelektüelin işine ihanet etmesi demektir. Bu yüzden Salman Rushdie’yi savunmalıyız. Düşünce ve ifade özgürlüğü haksız bir biçimde sadece bir bölgede istenirken diğer bir bölgede savsaklanabilecek bir şey değildir.

Bütün entelektüel hilelerinin en bayağılarından biri, bir başkasının kültüründeki bozukluklar hakkında ahkam keserken kendi kültüründeki tam tamına aynı uygulamalara mazeretler bulmaktır.

Bugün herkes için eşitlikten ve uyumdan dem vuran liberal dili kullanmayan yok. Entelektüelin sorunu ise bu kavramları, eşitlik ve adalet lafları ile o kadar da hoş olmayan gerçeklik arasındaki uçurumun son derece büyük olduğu fiili durumlarla ilişkilendirmektir.

Bir mesleğe ya da milliyete sığınmak eninde sonunda bir şeylere sığınmaktır.

İktidara hakikati söylemek Panglosvari bir idealizm değildir: Seçenekleri dikkatle tartıya vurup doğru olanı seçmek ve onu en yararlı olabileceği, doğru yönde değişmeye yol açabileceği yerde zekice temsil etmektir.

academilist.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.