Dreyfus Davası ve Zola’nın çığlığı: Suçluyorum!

On dokuzuncu yüzyıl sonları Fransa’sında, Yahudi kökenli bir subayın, Yüzbaşı Alfred Dreyfus’ün haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Davası, yalnızca bir hukuk ve ayrımcılık skandalı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını temellerinden sarsan bir toplum olayıdır. Tam 12 yıl sonra Dreyfus’ün aklanmasıyla sonuçlansa da, Üçüncü Cumhuriyet ve çağdaş Fransa’nın tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Düzmece bir mahkeme ile casusluk ile suçlanan Dreyfus’un davasında Emile Zola’nın gösterdiği tavır ve 13 Ocak 1898 günü l’aurore gazetesinde yayınlanan “Suçluyorum” başlıklı yazısı modern dünyada entelektüelin kimliği ve duruşu hakkında çok şey söylemektedir. Dreyfus olayı özellikle entelektüeller arasında sağladığı dayanışma ve iktidara karşı hakikati savunmayı seçmeleri ile tarihi bir dönemeçtir. Bu tavır entelektüellere toplumsal bir sorumluluk yüklerken, diğer taraftan iktidarlar tarafından tehlikeli bulunmalarını beraberinde getirmiştir. Bu tarihi metinden bazı anektotları sizler için derledik:

En şiddetli kesinlikle yineliyorum: Gerçek su yüzüne çıkıyor ve hiçbir şey onu durduramayacak. Olay ancak bugün başlıyor, çünkü konumlar ancak bugün açık olarak ortaya çıktı: bir yanda, ışığın parlamasını istemeyen suçlular; öbür yanda, ışığın parlaması için canlarını verecek doğrucular. Gerçek toprağın altına kapatıldığı zaman, orada öyle bir toplanır öyle bir patlama gücü kazanır ki, patladığı gün her şeyi kendisiyle birlikte havaya uçurur. İleride, yıkımların en gümbürtülüsünün hazırlanıp hazırlanmadığını göreceğiz.

Ancak, tüm baskılara tüm aldatmacalara tüm saptırmalara karşın, dürüst insanlar tükenmez.

Borçlar ve suçlar altında ezilmiş kişiler suçsuz ilan ediliyor; buna karşılık, onurun ta kendisi, yaşamı lekesiz bir adam cezalandırılıyor. Bir toplum bu noktaya geldiği zaman, artık çürüme başlamış demektir. ”

Ordunun şerefinden söz ediliyor, onu sevmemiz, saymamız isteniyor. Bir tehlike karşısında harekete geçerek, Fransız yurdunu savunacak olan orduyu, tüm ulustan oluşan orduyu, elbette seviyoruz, elbette ona saygı duyuyoruz. Ama söz konusu olan o değildir. Biz onun şerefini ve saygınlığını düşündüğümüz için adalet istiyoruz. Burada söz konusu olan kılıçtır. Belki de yarın başımıza efendi kesilecek olan kılıç! Bu kılıcın kabzasını bağnazca öpmek mi? Asla!

Bir yanda, ışığın parlamasını istemeyen suçlular; öbür yanda ışığın parlaması için canlarını verecek doğrucular.

Benim tek tutkum var, öylesine çok acı çekmiş ve mutluluğu hak etmiş olan insanlık adına, ışık tutkusu. Ateşli karşı çıkışım ruhumun çığlığından başka bir şey değil.

Onlar göze aldıklarına göre, ben de göze alacağım. Gerçeği söyleyeceğim, çünkü kendisine kurala uygun biçimde başvurulan adaletin bunu eksiksiz olarak yapmaması durumunda, söyleyeceğime söz verdim. Benim görevim konuşmak, suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim orada, işkencelerin en korkuncu içinde, işlemediği bir suçun cezasını çekmekte olan suçsuzun hayaletiyle dolup taşacak.
Bu gerçeği namuslu insan başkaldırımın tüm gücüyle size haykıracağım, Sayın Başkan. Sizin onurunuza saygım nedeniyle bu gerçeği bilmediğinize inandım. Ayrıca, ortalığa kötülük saçan gerçek suçlu yığınını size, ülkenin en yüksek yöneticisine değil de kime bildirecektim?

Ey adalet, ne korkunç bir umutsuzlukla sıkılıyor insanın yüreği! Ama Tanrı’m neden, hangi amaçla, bir gerekçe gösterin. o da Yahudilerden mi para aldı? Öykünün en güzel yanı da adamın Yahudi karşıtı olması. Evet! bu utanç verici gösteriyi izliyoruz, borçlar ve suçlar altında ezilmiş kişiler suçsuz ilan ediliyor; buna karşılık, onurun ta kendisi, yaşamı lekesiz bir adam cezalandırılıyor. Bir toplum bu noktaya geldiği zaman, artık çürümeye başlamış demektir.

Benim görevim konuşmak, suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim orada, işkencelerin en korkuncu içinde, işlemediği bir suçun cezasını çekmekte olan suçsuzun hayaletiyle dolup taşacak.”

Diğerleri kadar suçlu o da, hatta onlardan daha suçlu çünkü adaleti yerine getirmek elindeydi ama hiçbir şey yapmadı. bunu anlıyor musunuz! General Gonse Dreyfus’ün suçsuz olduğunu biliyorlar ve bu tüyler ürpertici şeyi kendilerine saklıyorlar. üstelik bu insanlar uyuyabiliyorlar, eşleri ve çocukları var, onları seviyorlar!

Büyük bir dürüst adam, hayatı boyunca onurlu oldu, kendisine gün gibi ortada göründüğünde gerçeğin kendi kendine yettiğine inandı. Çok yakında güneş parlayacağına göre, ne diye her şeyi altüst etsindi? İşte bu güvenli inanç yüzünden öylesine acı bir biçimde cezalandırıldı.

Ah! Bu suçlama belgesinin hiçliği! Bir insanın bu suçlamaya dayanılarak cezalandırılabilmesi bir haksızlık mucizesidir. Dürüst insanları bunu okumaya çağırıyorum, bakalım orada, Şeytan Adası’nda çekilen ölçüsüz cezayı düşününce, yürekleri öfkeyle hoplamadan ve başkaldırılarını haykırmadan okuyabilecekler mi?

Sırtını ahlaksız basına dayamak, Paris’in tüm ipsizlerince savunulmaya boyun eğmek de bir suç; işte ipsizler takımı, hukukun ve yalın gerçeğin bozgunu içinde, hayasızca utkuya ulaşıyor. O tüm dünya önünde yanlışı zorla benimsetmek gibi düşüncesizce bir komplo tezgâhlarken, kendisini özgür ve dürüst ulusların başında yiğit bir ordu olarak görmek isteyenleri Fransa’yı bulandırmakla suçlamış olmak da bir suç. Kamuoyunu saptırmak, yoldan çıkarılmış olan kamuoyunu, onu sabuklamaya götürecek ölçüde bir ölüm görevinde kullanmak da bir suç. İçinden atamaması durumunda insan haklarının savunucusu büyük ve özgürlükçü Fransa’nın ölmesine yol açacak iğrenç Yahudi düşmanlığının arkasına sığınarak küçükleri ve alçakgönüllüleri zehirlemek, tutuculuk ve hoşgörüsüzlük tutkularını azdırmak da bir suç. Kin yolunda yurttaşlığı sömürmek de bir suç, son olarak; tüm bilim gerçek ve adalet çağını oluşturma yolunda iş başındayken, kılıcı çağdaş Tanrı yapmak da bir suçtur.

Suçladığım insanlara gelince: onları tanımıyorum, hiçbir zaman görmedim, kendilerine ne hıncım var ne de kinim. Benim için önemsiz varlıklar, toplumsal kötülük ruhlarından başka bir şey değiller. Burada yerine getirdiğim edimse, gerçeğin ve adaletin patlamasını çabuklaştırmak için başvurduğum devrimsel bir yol yalnızca.Benim tek bir tutkum var, öylesine çok acı çekmiş ve mutluluğu hak etmiş olan insanlık adına, ışık tutkusu. Ateşli karşı çıkışım ruhumun çığlığından başka bir şey değil. Beni ağır ceza mahkemesine çıkarmayı göze alsınlar ve soruşturma gün ışığında, apaçık yapılsın. Bekliyorum. Derin saygılarımın kabulünü dilerim, Sayın Başkan.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.