Bir akademi manifestosu: Sosyal Bilimleri Açın

Sosyal bilimin tarihsel gelişimi ve günümüzde üstlenmesi gereken rol konusunda en ufuk açıcı metinlerden biri olan bu kitap Immanuel Wallerstein’ın başkanlığındaki Gulbenkian Komisyonu tarafından yayınlanmıştır. Farklı dallardan on bilimciyi bir araya getiren komisyon, merkezi Lizbon’da bulunan Fundação Calouste Gulbenkian tarafından kurulmuştur. Komisyonun iki yıla yayılan çalışmalarının ürünü olan bu rapor, son biçimini Haziran 1995’te almıştır. Ülkemizde de Metis Yayınevi tarafından basılan bu kitaptan, her sosyal bilimcinin unutmaması gereken saptamaları Academilist okurları için derledik.

Hayatı dev bir sorun, bir denklem, daha doğrusu kısmen birbirine bağlı, kısmen de bağımsız bir denklemler yumağı olarak düşünün… Bu denklemlerin çok karmaşık, sürprizlerle dolu olduklarını ve çoğu zaman “köklerini” keşfedemediğimizi unutmayın (Fernard Braudel)

Bilginin sosyal olarak kurulmuş olması gerçeği, daha geçerli bilgiye ulaşmanın da ancak sosyal olarak mümkün olması anlamına gelir. Bilginin sosyal temelleri olduğunu kabul etmek, nesnellik kavramıyla çelişkili değildir. Tam tersine, biz, geçmişteki uygulamalara yönelik eleştirileri değerlendirerek ve hakikaten daha çoğulcu ve evrenselci yapılar kurarak yapılacak bir yeniden yapılandırmanın, sosyal bilimlerin nesnelliğini artırabileceğine inanıyoruz.

“Bu raporda üç şeyi göstermeye çalıştık. Birincisi, bir bilgi biçimi olarak sosyal bilimin nasıl tarihsel olarak oluştuğu ve neden, on sekizinci yüzyıl sonundan 1945’e uzanan süreçte, görece standart bir dizi disipline ayrıştığıdır. İkincisi, 1945’ten bu yana dünya genelinde meydana gelen gelişmelerin bu entelektüel işbölümüyle ilgili ne gibi sorular sorulmasına yol açtığı ve böylece bir önceki dönemde yerli yerine oturtulan örgütlenme yapısını yeniden tartışma gündemine getirdiğidir. Üçüncüsü de, son yıllarda çok tartışılan bir dizi temel entelektüel soruyu açımlayarak, ‘şimdi nasıl bir sosyal bilim?’ sorusuna cevap oluşturmakta daha ileri gidebilmek için bize optimal görünen bir tavır belirlemektir. Sonuçta, sosyal bilimlerin bu tarihin ve yakın dönem tartışmalarının ışığında yeniden yapılandırılmasını tartışmak istiyoruz. Önerebileceğimiz basit, açık seçik formüllerimiz yok; sadece bize doğru yönde ilerlememize yardımcı olacakmış gibi görünen birkaç tartışmaya açık önerimiz var.

Doğa bilimleri kendilerine bir tür özerk kurumsal hayat oluşturmak için üniversitenin canlanmasını beklememişlerdi. Daha erken harekete geçebilmeleri ise, hemen yararlanılabilecek pratik sonuçlar elde etme vaatlerinin sosyal ve siyasal destek bulmalarını kolaylaştırmasıyla açıklanabilir. Onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda kraliyet akademilerinin çoğalması ve Napoleon’un büyük okullar (grandes écoles) kurması yöneticilerin doğa bilimlerine destek olma isteklerinin ürünleridir. Doğa bilimcileri, belki de bu yüzden, çalışmalarını sürdürmek için üniversitelere ihtiyaç duymadılar.

Ondokuzuncu yüzyıl boyunca üniversiteleri canlandırmak için en çok çaba harcayanlar doğa bilimcileri değil, üniversiteyi akademik çalışmaları için devlet desteği sağlamak amacıyla kullanan tarihçiler, klasik dilciler ve ulusal edebiyat uzmanlarıydı. Doğa bilimcilerini filizlenen üniversite yapılarına çekenler de, doğa bilimlerinin olumlu izleniminden yararlanmak isteyen bu akademisyenlerdi. Ama bunun sonucu üniversitenin, o tarihten sonra artık birbirlerinden çok farklı şekilde tanımlanan ve kimine göre birbirlerine zıt öğrenme yolları olan sanatlarla (insan bilimleri) bilimler arasında süregelen gerilimin başlıca alanı haline gelmesi oldu.

Sonradan sosyal bilimler adını verdiğimiz çalışmaların üniversitede yeri olması bir yana, bunlara ciddi bir sosyal ihtiyaç vardı. Üstelik, yeni bir sosyal düzenin istikrarlı biçimde kurulmasına çalışılacaksa, söz konusu bilimin olabildiğince kesin (ya da “pozitif’) olmasında yarar vardı. Bu amaçla ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısında modern sosyal bilimin temellerini atmaya girişenler, özellikle Büyük Britanya ve Fransa’da, taklit edilecek model olarak gözlerini Newton fiziğine çevirdiler.

Bilimle felsefe arasındaki ayrışma Auguste Comte tarafından bir boşanma olarak ilan edildi.

Kesinliğin mümkün olup olmadığı başta olmak üzere, pek çok şeyi sorguladığımız bu günlere, hepimiz bilimle, ahlakla ya da sosyal sistemlerle ilgili olarak sahip olduğumuz, birbirleriyle çelişen kesin inançların hüküm sürdüğü bir sosyal geçmişten geldik. Belki de artık günümüze pek uymayan belirli tip bir akılcılığın sona erişine tanık olmaktayız. Bugün, giderek güçlenen disiplinlerüstü bir harekete karşılık gelen karmaşık, geçici ve istikrarsız olanı vurgulamayı önemsiyoruz. Ama bu hiç de, akılcılık kavramının özünün boşaltılması yolunda bir çağrı değildir.

Bu güncel baskıların ötesine geçme sorumluluğu, sadece fiilen araştırma yapan sosyal bilimcileri ilgilendirmekle kalmaz, aynı zamanda entelektüel bürokrasinin de -üniversite yöneticileri, bilimsel dernekler, vakıflar, eğitim ve araştırmadan sorumlu hükümet organları gibi- sorumluluğudur. Bu sorumluluğun gereğini yapmak, karmaşık toplumu ilgilendiren belli başlı sorunların, analize elverişli küçük parçalara ayrılarak değil, tersine, insanların ve doğanın tüm karmaşıklıkları ve etkileşimleri içinde ele alınarak çözülebileceğini kavramaktan geçiyor.

İsmi icat eden Comte’a göre sosyoloji, bilimlerin kraliçesi, kendi içinde bütünleşmiş ve birleşik bir sosyal bilim ve yine Comtegil bir neolojizmle söylenirse, “pozitivist” olacaktı. Bununla birlikte uygulamada sosyoloji bir disiplin olarak daha çok, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında sayısı çok artmış olan kentli işçi sınıfların yol açtıkları hoşnutsuzluk ve düzensizliklerle baş etmeyi amaçlayan, sosyal reform derneklerinin çalışmalarının üniversitede meydana getirdiği değişiklik ve kurumsallaşmayla gelişti.

Disiplin ayrışmasının yerleşiklik kazanması, araştırma, analiz ve eğitim alanlarında süreklilik gösteren üretken yapılar yarattı ve bugün çağdaş sosyal bilimin mirası olarak gördüğümüz zengin bir literatürün üretilmesine olanak sağladı.

Tarihle ilgilenmek, sadece tarihçi denilen kişinin tekelinde değildir. Bu, bütün sosyal bilimciler için bir görevdir. Sosyoloji yapmak sadece sosyolog denen kişilerin tekelinde değildir. Bu, bütün sosyal bilimciler için bir görevdir. Kaldı ki, meslekten tarihçilerin tarihi, sosyologların sosyal sorunları, iktisatçıların ekonomik dalgalanmaları bu alanlarda çalışan diğer sosyal bilimcilerden daha iyi açıklayabildikleri de kesin değildir. Kısacası, biz bilgelik tekelleri kurmanın ya da belirli üniversite diplomaları almış kişilere bilgi bölgeleri tahsis etmenin pek akıl karı olmadığını düşünüyoruz.

Ve bugün artık, bilginin farklı alanlarının mutlaka birbirleriyle çelişmesi gerekmediğini öneren bir anlayışa doğru yol almaktayız. Tuhaf olanı, bütün alanlarda meydana gelen anlayış değişikliklerinin, sosyal bilimlerin geleneksel görüşünden uzaklaşmak yerine, ona yaklaşmakta olmasıdır. Bu durumda, iki kültür kavramının aşılmakta olduğunu söyleyebilir miyiz? Bunu söylemek için daha çok erken. Bugün için söyleyebileceğimiz sadece, doğa bilimleri, sosyal bilimler ve insan bilimleri şeklindeki üçlü bölünmenin, artık eskiden olduğu gibi apaçık bir doğru olarak görülmediğidir. Aynı şekilde, artık sosyal bilimlerin doğa ve insan bilimlerinin oluşturduğu iki hasım klan arasında parçalanmış zavallı bir akraba konumunda olmadığını; tersine, belki de onları barıştırabilme gücüne sosyal bilimlerin sahip olduğunu söylemek mümkündür.

 Sosyal Bilimleri açma adına 4 önerimiz var:

  1. Üniversitelerin içinde veya onlarla işbirliği yapan ve aciliyeti olan belirli temalar etrafında bir yıl süreyle çalışmak üzere bilimadamlarını bir araya getiren kurumların yaygınlaştırılması.
  2. Üniversite yapıları içinde, geleneksel disiplin sınırlarını aşan, belirli entelektüel hedefleri ve belirli bir zaman dilimi için (örneğin 5 yıl) kendi fonları bulunan birleşik araştırma programlarının oluşturulması.
  3. Profesörlerin birden çok bölüme atanması zorunluluğunun getirilmesi.
  4. Doktora öğrencileri için birden çok alanda çalışma zorunluluğu getirilmesi.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.