Anne Frank’ın Hatıra Defteri: Küçük bir kızın hatıralarından İkinci Dünya Savaşı

İkinci Dünya Savaşı sırasında, Naziler’in faşist yönetiminden kaçıp, Amsterdam’daki bir tavanarasında iki yıl boyunca gizlenmek zorunda kalan Yahudi ailenin 13 yaşındaki en küçük kızıydı Anne Frank. 1942 – 1944 yılları arasında hiç dışarı çıkmadan, okula gitmeden, gençliğini doyasıya yaşayamadan Gizli Bölme dedikleri bir işyerinin tavanarasında yaşamak zorunda kalan, birkaç iyi Hristiyan dostları sayesinde aç kalmaktan kurtulan Anne ve ailesi savaşın acı yüzünün kurbanıydı. Kendileriyle aynı bölmede kalan babasının iş arkadaşı ve ailesi ile ihtiyar bir diş doktoruyla beraber sekiz kişiydiler aynı çatı altında. Zorluklarla geçen bu iki yılın sonunda, Nazi polisleri 4 Ağustos 1944’te Gizli Bölme’ye baskın yaparak tüm takımı farklı toplama kamplarına göndermişti. Bergen Helsen kampına gönderilen Anne Frank, Hollanda’nın kurtuluşundan iki ay önce, 1945 Mart’ında tifüs hastalığından dolayı 15 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.

Aileden sadece Anne’ın babası Otto Frank sağ olarak kurtulmuştu. Otto Frank, Anne’ın Gizli Bölme’de iki yıl boyunca yazdığı hatıra defterini zor bir karar olsa da yayımlattı. ‘’Anne Frank’ın Hatıra Defteri’’, Anne’ın bu savaş sürecinde kaçak olarak yaşadığı hayatın, Yahudilerin Hitler faşizminde yaşadığı zorlukların ilk ağızdan belgesidir aynı zamanda. Anne Frank, hatıra defterinde ailesi ve Gizli Bölme’deki diğer dostları arasında yaşadığı çekişmeleri, küçük mutlulukları, umutları, dönemin siyasi yapısını ve Yahudilerin yaşadığı zorlukları anlatarak tarihe de ayna tutmuştur.

1) Yahudilere uygulanan insanlık dışı muameleleri şöyle özetliyor Anne:

‘’…1940 Mayıs’ından sonra iyi günlere veda ettik. Önce harp. Yenilgi. Sonra Almanlar sökün etti. Derken biz Yahudilere bilinmedik çilelerin kapısı açıldı. Yahudilere karşı ardı ardına yasalar geldi. Yahudiler sarı yıldız takacak! Yahudiler bisikletlerini teslim edecek! Yahudiler trene binemez!  Otomobil süremez! Yahudiler üçle beş arası alışveriş edemez! Yahudiler sadece ‘Yahudi dükkanı’ yaftası taşıyan dükkanlara girebilecek! Yahudiler sekizden sonra sokağa çıkmayacak! Bu saatten sonra bahçelerinde bile duramayacaklar! Yahudiler sinemaya, tiyatroya, eğlence yerlerine giremez! Yahudiler maçlara katılamaz! Havuzlar, kortlar, okey alanları Yahudilere yasak! Yahudiler Hristiyanları ziyaret edemez! Yahudiler ancak Yahudi okullarına gidebilirler! Daha böyle bir sürü yasak… Neye dokunsan yasak! Ne yapsan yasak! Özgürlük diye bir şey kalmamıştı. Gene de yaşadığımıza şükrediyorduk.’’ (s. 6)

2) Yetişkinlerin dünyasına tanıklık eden Anne, onların gereksiz ve saçma tartışmalarını şaşkınlık ve sitemkar bir edayla kaleme döküyor:

‘’Niye büyükler böyle habire kavga ediyorlar, hem de budalaca şeyler için kolayca kavgaya tutuşuyorlar? Bu zamana kadar sadece çocukların hırlaştığını, büyüyünce de bu huylarından vazgeçtiklerini sanırdım. Tabii gerçekten kavga edecek bir şey olursa o başka. Ama bu kavga da değil, sırf çekişme.’’ (s. 34)

3) Karanlık ve kasvetli bir bölmede yaşadığı sıkıntıları da açıkça dile getiriyor. Güçlü olmak için çırpınıp duruyor. O da herkes gibi anlaşılmak istiyor.

‘’…her şeye rağmen dayanacağım, yolumu bulacağım, gözümün yaşını silip her şeye dayanacağım. Keşke bütün bu çabalarımın sonucunu şu kadarcık olsun görebilsem, arada bir keşke beni seven biri yüreklendirse beni. Kınama beni! Unutma ki sıkıntıdan patlayacak gibi oluyorum kimi zaman! Kusuruma bakma!’’ (s. 49)

4) Onların gizlenecek bir yerleri var ama peki ya toplama kamplarında eziyet çeken sevdikleri?

‘’Sevgili arkadaşlarım bu soğuk gecelerde kim bilir hangi çukurda can verirken ben sıcak yatağımdayım diye düşünüyorum, uykum kaçıyor. Bu yaban insanların eline düşmüş yakınlarım aklıma gelince bir korkudur düşüyor içime. Bütün bu çektikleri sırf Yahudi oldukları için!’’ (s. 56)

 

5) Günlerini okumak ve yazmakla geçiriyor. Matematikten pek hoşlanmıyor. Tarih ve Yunan mitolojisine bayılıyor.

‘’Dışarıdan kimse, bizim için kitabın ne demek olduğunu anlayamaz. Bütün eğlencemiz o. Okumak, yazmak bir de radyo var topu topu.’’ (s. 89)

Anne Frank
Anne Frank

6) Hatıra defterini yazma amacını içsel yalnızlığıyla açıklıyor. Her insanın içini dökme ihtiyacı onda da mevcut.

‘’Kendi içime kapanıyorum ben. Onun için de bütün sevinçlerimi, üzüntülerimi, öfkelerimi hep bu deftere geçirdim. Bu hatıra defterinin benim için değeri büyük.’’ (s. 133)

7) Kendini açmak için didinip duruyor ama bunu hak edecek kimseyi bulamıyor çevresinde.

‘’…niye insanlar duygularını gizlemek için bu kadar uğraşıp duruyorlar? Niye ben böyle başkaları yanımda olunca hep yanlış hareket ediyorum? Niye birbirimize güvenimiz yok? Bir sebebi olacak ama, en yakınlarına bile güvenemeyecek olduktan sonra hayatın tadı kalır mı?’’ (s. 143)

8) Tabiata olan özlemini de belirtiyor.

‘’Candan inanıyorum; tabiat, sıkıntılarımıza bir avunma kapısı açıyor her zaman.’’ (s. 164)

9) Her şeye rağmen umudunu yitirmiyor.

‘’Gökyüzüne gözlerini korkusuzca kaldırabildiğin, içinin temiz olduğuna inandığın sürece mutluluk yitirilmiş değildir.’’ (s. 164)

10) Aşkını özgürce yaşayamamanın ıstırabını da çekiyor. Olduğu gibi görünememenin acısını yaşıyor.

‘’Bu artık kötü bir düş halini almaya başladı, gece gündüz hep gözümün önünde o. Gene de bunca özlediğim insana istediğim gibi yanaşamıyorum. Kimseye de bir şey belli etmemek gerek, umutsuzluk içinde çırpınırken sevinçli görünmek zorundayım.’’ (s. 166)

 

Anne Frank'ın hatıra defteri
Anne Frank’ın hatıra defteri

11) Hoşlandığı çocuğa dair hissettiklerini masumca ifade ediyor Anne.

‘’Onun yanında oldukça, yaşadığımı duyuyorum. Hep onun da beni beklediğine dair bir belirti görmek için dört dönüyorum. Ondan en ufak bir yanaşma işareti gördüm mü elim ayağım tutuluyor. Eminim o da benim gibi içini dökmek istiyor. Ama bilmiyor ki beni kendine çeken bu beceriksizliği.’’ (s. 173)

12) Bir arkadaştan beklentilerini 14 yaşındaki bir kızdan beklenmeyecek olgunlukta ifade etmesi ise gerçekten çok etkileyici.

‘’Ben her dediğime ‘yaşa’ diyecek dalkavuklar değil, arkadaş istiyorum; bana yüzüne güldüğüm için değil, şu yanımı, bu yanımı, karakterimi beğendiği için bağlanan dostlar gerek. Çevremin bundan sonra ufalacağını biliyorum. Ne önemi var, yeter ki çevremde iki üç gerçek dost bulunsun.’’ (s. 175)

13) Annesiyle çoğu zaman anlaşmazlık yaşıyor. Annesi tarafından anlaşılamamanın acısını çoğu sayfada belirtiyor ama bazen ebeveynlerine haksızlık ettiğinin de farkına varıyor.

‘’Sen de biliyorsun, ben de biliyorum güçlü olduğumu, birçok yükü kendi başıma taşıyabilirim. Kendi dertlerimi bir başkasıyla paylaşmaya alışmadım, anneme ömrümce asılmadım. Ama artık hiç değilse bir kerecik olsun başımı onun omzuna dayayıp öyle durmak istiyorum.’’ (s. 202)

14) En büyük hayallerini paylaşıyor ve hayallerini gerçekleştirmek için çok çaba göstermesi gerektiğinin de farkında.

‘’Çalışmam lazım; budalanın biri olarak kalmamam için, adam olmak için, gazeteci olmak için çalışmam lazım. Elim kalem tutuyor, biliyorum. Yazdığım bazı hikayeler fena değil. Gizli Bölme üstüne yazdıklarımın bazısı da eğlendirici parçalar, hatıra defterimde de yabana atılmayacak şeyler var ama gerçekten istidadım olup olmadığını zaman gösterecek.’’ (s. 204)

15) Sırf Yahudi oldukları için insan sayılmadıklarının sitemini etse de umudunu korumaya devam ediyor.

‘’Biz Yahudiler duygularımızı belli etmemeli, sıkı durmalı, bütün sıkıntıları sineye çekip gık dememeli, elimizden geleni yapıp ötesini Tanrı’ya bırakmalıyız. Bir gün gelecek, bu korkunç harp bitecek. Elbet insan arasında sayıldığımız, Yahudi damgasından kurtulduğumuz günler gelecek.’’ (s. 215)

 

Anne Frank
Anne Frank

16) Dünyanın işleyişindeki ve politikadaki çelişkileri örneklerle belirtiyor.

‘’Barış içinde yaşamak dururken birbirinin gırtlağına sarılmak niye? Yerinde bir soru ama kimse şimdiye kadar kestirme bir karşılık bulamadı. Koca koca uçaklar, bir patlayışta mahalleleri yerle bir eden bombalar yapıyorsunuz, öyleyse bir yandan da hazır evler üreten fabrikalar kurmak niye? Her gün harp için milyonlarca lira harcanıyor, öbür yanda sağlık işleri, sanat çalışmaları, yoksullara yardım için kuruş harcanmıyor.’’ (s. 232)

17) Yiyecek israfı… İnsanlığın en derin yarası…

‘’Dünyanın başka ülkelerinde artan yiyecek maddeleri çürüyüp dururken biz niye burda açlıktan ölüyoruz?’’ (s. 232)

18) İnsanların tutarsız davranışlarına karşı oldukça sağlam bir eleştiri yapıyor.

‘’Bir insanın ‘ben güçsüzüm’ dedikten sonra kendini düzeltmeye çalışmamasını anlayamıyorum. Madem biliyorsun böyle olduğunu, neden kendinle savaşmıyorsun, niye kendini denetlemiyorsun? Gösterdikleri sebep ne biliyor musun? Savaşmamak daha kolaymış… Bu karşılık gözümü korkuttu işte. Miskin, yapmacık bir hayatın kolay bir hayat biçimi olduğunu mu sanıyorlar yoksa? Öyle şey mi olur? İnsanlar miskinlik yüzünden rahat kaygısıyla, para hırsıyla böyle kolay kandırılacak olduktan sonra halimiz nice olur?’’ (s. 262)

19) Özeleştiriden de geri durmuyor.

‘’Mutluluğa ulaşma umudumuzun büyük olmasını olağan karşılıyorum; yalnız bu mutluluğu hak etmiş olmamız gerek.’’ (s. 263)

20) İnsanların kendilerinin kötü yanlarını düzeltmesi için bir çözüm önerisi sunuyor.

‘’Herkes uyumadan önce her gece o gün başından geçen olayları bir sıradan geçirip hangilerinin doğru, hangilerinin yanlış olduğunu düşünseydi kim bilir dünya ne kadar daha güzel, daha yaşanası bir yer olurdu.’’ (s. 264)

 

Kaynak: Anne Frank, Anne Frank’ın Hatıra Defteri. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, çev. Can Yücel.

Yazar: Selin Göknar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.