Alain de Botton’u sevmek için 5 neden

Alain de Botton Türk okurların yakından tanıdığı, oldukça da sevdiği bir yazar. Halen Londra’da yaşamakta olan yazarın yapıtları pek çok dile çevrilmiş durumda. Botton’un “Aşk Üzerine”, “Proust Yaşamımızı Nasıl Değiştirebilir”, “Öp ve Anlat”, “Romantik Hareket”, “Seyehat Sanatı”, “Aşk Dersleri”, “Görmek ve Fark Etmek”, “Mutluluğun Mimarisi”, “Haberler”, “Terap Olarak Sanat” ve “Felsefenin Tesellisi” kitaplarını Türkçe olarak da okuyabilmek mümkün ve pek çoğu da tek baskıyla yetinmemiş. Genellikle yazarın bir kitabıyla karşılaşan okur, diğer kitapların da peşine düşüyor ve bu “harika yazar”ın diğer konularla ilgili tespitleriyle karşılaşmak için can atıyor.

  1. Kendi sözleriyle, “genellikle beni kişisel olarak çok etkilemiş konular üzerine yazmayı tercih ediyorum. Bu anlamda, bilgi için bilgi peşinde olan bir akademisyenden daha farklı tercihlerim olduğu söylenebilir. Ben, aydınlanabilmek için bilginin peşindeyim. Hatta ‘bilgelik için bilgi arayışı’ içindeyim.” diyen yazar, gerçekten de kendine dert ettiği konular üzerinde “gezinirken” geniş bir okur kitlesi tarafından da dikkatle takip ediliyor.
  2. Yaşamın kendisinin peşine düşen yazarın aslında son derece basit, hazmı kolay ve okurun duyularına doğrudan seslenen bir tarzı var. Botton aşk için de, seyahat tutkusu için de, Proust’un yaşamımıza katkısı için de küçük denklemler kuruyor. Hatta bazen olaylar arasında kurduğu neden sonuç ilişkilerini formülize ediyor. Onun kitaplarında, bir bakmışsınız sevgilisi ile didişmesi bir matematiksel denkleme dönüşmüş, ya da “karşılamamız tesadüf değil”in sayısal olasılığı hesaplanmış: 5840.082’de 1!
  3. İçinde yaşadığımız toplumsal yapının ya da sistemin duygularımız ve beklentilerimiz üstünde nasıl belirleyici olduğunu, insani özün pek çok araç tarafından nasıl terörize edildiğini, yaşamın temel gayesi olan mutluluk ve huzura ulaşma konusunda bireylere nasıl engeller çıkarttığını fena halde dert edinmiş Botton. Bu yüzden geniş bir bakış açısıyla tarihsel değişimi de metinlerinin merkezine yerleştirerek, “buralar hep böyle değildi” diye fısıldıyor; ve özgün bir katkıyı da fısıltısının arasına yerleştiriveriyor, “yarın da bugün gibi olmak zorunda değil”…
  4. O’na göre biraz aşağıdan, biraz sağdan, biraz soldan bakabilirsek, yaşamı, tarihi, dinsel metinleri, felsefeyi doğru bir şekilde okuyabilirsek, aslında kapıların o kadar da kapalı olmadığını fark edeceğiz ve umuda bir yol vermeyi başarabileceğiz…
  5. Botton için çoğu sosyal bilimcinin “kaynak” olarak kabul etmediği edebi metinler son derece verimli bir saha. Edebiyat düzleminde, okuduklarından heyecan duyan bir çocuk edasıyla gezinen yazar, kimi zaman bir roman kahramanının iç sıkıntısında, kimi zaman da tarihin hayatı dönüştüren duraklarında konaklatıyor okuru. Adeta okurunu bir kültür gezisine çıkaran ve elini hiç bırakmayarak ona rehberlik eden Botton, pek çok yazarın ve sanatçının en mahrem hallerine inerek, yaşamlarında karşılaştıkları sorunların, eserlerine nasıl yansıdığına ışık tutuyor. Tüm bu yolculuğun amacı tek: (Sanatçılar tarafından) Yaratılan dünya ile yaşanan dünyanın birbirleriyle son derece ilgili olduğunu göstermek. Bu yüzden de en çok uğradığı durak, bizzat kendi yaşamı. Yazar, aslında kendi gerçekliğinden, hırslarından, tutkularından, kıskançlıklarından, aşklarından, acılarından ve umutlarından yola çıkarak, okurların “evet bence de öyle, ben de öyle düşünmüştüm” demesini sağlıyor, -küçük harfler kullanarak….

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.